This article is published in Turkish.
Tıbbi Kötü Uygulama Davalarında Bilirkişi, Adli Tıp ve İspat
Tıbbi kötü uygulama davalarında hekim ve hastanenin kusuru, özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden kural olarak bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Yargıtay kararlarında raporun taraf itirazlarını karşılayan, gerekçeli ve denetime elverişli olması aranmış, yetersiz bulunan raporlar üzerine üniversitelerden oluşturulacak uzman heyetlerden rapor alınması istenmiştir. Yazıda bilirkişi süreci, Adli Tıp Kurumu, ceza kararının etkisi, ispat yükü ve tazminat kalemleri anlatılmaktadır.
1. Giriş
Tıbbi kötü uygulama davasında hakimin cevaplaması gereken asıl soru, hekimin veya sağlık kuruluşunun tıp biliminin kurallarına uygun davranıp davranmadığıdır. Bu sorunun cevabı tıbbi bilgi gerektirdiğinden, bilirkişi raporunun içeriği ve mahkemenin raporu nasıl denetlediği davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Aşağıda önce bilirkişi incelemesine ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri ve Adli Tıp Kurumunun yasal durumu, ardından aktarılan kararlarda rapordan beklenen nitelikler, çelişkili raporların giderilmesi ve ceza yargılamasında alınan raporların etkisi, son olarak ispat yükü ve tazminat kalemleri aktarılmıştır. Komplikasyon ile tıbbi hata ayrımında raporun rolü seride ayrıca Komplikasyon ile Tıbbi Hata Ayrımı başlığı altında incelenmiştir.
2. Bilirkişi İncelemesinin Hukuki Çerçevesi
2.1. Bilirkişiye başvurma
HMK, bilirkişiye hangi hallerde başvurulacağını şöyle düzenler:
(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.
Tıbbi bir müdahalenin tıp kurallarına uygunluğu, hukuk dışında özel ve teknik bilgi gerektiren bir konu olarak kabul edilir. Buna karşılık kusurun hukuki nitelendirilmesi, sorumluluğun kurulup kurulmayacağı ve tazminatın belirlenmesi hakime aittir. HMK m. 279/4, bilirkişinin hakim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağını düzenler. HMK m. 282 uyarınca da hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
HMK m. 267, kural olarak tek bilirkişi görevlendirilmesini öngörür; ancak gerekçesi gösterilerek tek sayıda kişiden oluşan bir kurul da görevlendirilebilir. Aşağıda aktarılan kararlarda farklı dallardan uzmanlardan oluşan heyetler aranmıştır. HMK m. 273 ise mahkemenin, bilirkişi görevlendirme kararında inceleme konusunu bütün sınırlarıyla ve bilirkişinin cevaplaması gereken soruları açıkça belirlemesini zorunlu tutar.
2.2. Rapora itiraz ve yeni bilirkişi
Taraflar, rapora karşı süreli bir itiraz hakkına sahiptir:
(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. … (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.
Maddenin 2020 değişikliğiyle eklenen cümlesine göre, itirazın iki hafta içinde hazırlanması özel veya teknik bir çalışma gerektiriyorsa, bu süre içinde başvuran tarafa bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. Taraflar ayrıca HMK m. 293 uyarınca uzmanından bilimsel mütalaa alabilir; yalnız bu nedenle ayrıca süre istenemez. Hakim, mütalaayı veren uzmanın dinlenmesine karar verebilir.
İtirazın süresinde yapılmaması, mahkemenin raporu denetleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayabilir. Aşağıda aktarılan Hukuk Genel Kurulu kararında yerel mahkeme, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporuna süresinde itiraz edilmediğini de gerekçe olarak göstermiştir; Kurul bu gerekçeyi ayrıca tartışmamış, direnme kararını bozmuştur.
3. Adli Tıp Kurumu
Adli Tıp Kurumuna ilişkin temel kanun 2659 sayılı Kanundur; ancak kuruluş, birimler ve görevlere ilişkin hükümlerinin büyük bölümü (ör. m. 1–16 ve 18–25) 02.07.2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmıştır; Kurumun teşkilat ve görevleri bugün büyük ölçüde bu Kanunda yer almamaktadır. 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan m. 26 ise 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmiştir:
Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır. …
Hükümden, Kurum bünyesinde ihtisas kurullarının görev yaptığı ve üyelerinde uzmanlık ya da doktora şartı arandığı anlaşılmaktadır. Aktarılan kararlarda hukuk davalarında Kurumun ihtisas kurullarından ve Genel Kurulundan rapor alınmış; bu raporlar da diğer bilirkişi raporları gibi tarafların itirazına ve mahkemenin denetimine tabi tutulmuştur.
4. Aktarılan Kararlarda Rapordan Beklenenler
4.1. Gerekçeli ve denetime elverişli rapor
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli kararı, 2005 yılında özel bir hastanede yapılan bir işlem sırasında rahim ve bağırsak yaralanması meydana gelen ve sonrasında hayatını kaybeden hastanın yakınlarının açtığı davaya ilişkindir. Ceza soruşturmasında Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulları kusur bulunmadığını, Yüksek Sağlık Şurası ise hastanın taburcu edilmesi ve sevkinde eksiklik bulunduğunu bildirmişti. Hukuk davasında raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek için alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporu, gerekçe içermeksizin kusur bulunmadığı sonucuna varmıştı. Yerel mahkeme bu rapora dayanarak davayı reddetmiş, kapatılan 13. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı direnmiştir. Kurul şu değerlendirmeyi yapmıştır:
Bilirkişi hekimlik görevinin gerek ve ilkelerine aykırı davranışın bulunup bulunmadığını değerlendirir, mahkeme de bu tespitten istifade ederek sorumluluğun diğer koşullarını da irdelemek suretiyle neticeye varır. … Bilirkişi de görüşünü bildirirken, uzmanı olduğu konuda dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ışığında vardığı sonucu belirtmekle yetinmemeli, bu sonuca varılmasını gerektirir gerekçelerin neler olduğunu da açıklamalıdır. Bu, HMK’nın 279/2 maddesinin de bir gereğidir. … Hukukî sorumluluktaki kusurun varlığı, tıbbî hata bulunup bulunmadığı konusunda mahkemenin bir değerlendirme yapma imkânı bulunmuyor ise de bilirkişinin bu konuda verdiği raporun taraf itirazlarını tatmin edici gerekçeyle karşılayıp karşılamadığı denetlenmek zorundadır. … raporlar arası çelişkinin giderilmesi için alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurul raporundan, tatmin edici gerekçe içermemesi nedeniyle sonuç olarak varılan kanaatin dosya kapsamına uygun olup olmadığı denetlenemediği gibi, tarafların kendi haklılıklarını ileri sürdükleri iddiaların karşılandığından da bahsedilemez.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Hukuk Genel Kurulu, üniversitelerden seçilecek uzman bilirkişilerden oluşturulacak bir heyete, görüşüne ihtiyaç duyulan teknik hususlar ayrıntılı olarak belirtilerek dosyanın tevdi edilmesi ve taraf itirazlarını karşılayan, denetime açık bir rapor alınması gerektiği gerekçesiyle direnme kararını genişletilmiş gerekçeyle bozmuştur. Karar oy birliğiyle verilmiştir. Olay 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde gerçekleşmiş olmakla birlikte, rapor denetimine ilişkin değerlendirmeler HMK hükümlerine dayanmaktadır.
Kararda raporun kaynağından çok, gerekçesinin ve taraf itirazlarını karşılayıp karşılamadığının esas alındığı değerlendirilebilir.
4.2. Uzmanlık dalı ve itirazların karşılanması
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.10.2023 tarihli kararı, 2018 yılında özel bir hastanenin acil servisine başvuran ve taburcu edildikten sonraki gün hayatını kaybeden hastanın yakınlarının açtığı davaya ilişkindir. Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulundan iki kez rapor alınmış, her iki raporda da hekim ve sağlık personeline atfedilebilecek kusur bulunmadığı bildirilmiş ve dava reddedilmişti; bölge adliye mahkemesi, olaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleştiğini de belirtmişti. Daire şu değerlendirmeyle kararı bozmuştur:
Her ne kadar dosyaya ATK 8. ihtisas Kurulu ve itiraz üzerine yeniden ATK 8. İhtisas Kurulu’ndan rapor alınarak hüküm kurulmuş ise de, bahsi geçen raporlar davacıların itirazlarını karşılamamıştır. Üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek aralarında Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji uzmanının da bulunduğu, konularında uzman doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek … tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesinden ibarettir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Karar oy çokluğuyla verilmiştir; karşı oyda, Adli Tıp Kurumu raporu çerçevesinde ölümün hekim hatasına dayanmadığı ve kararın onanması gerektiği görüşü savunulmuştur. Kararda iki raporun aynı sonuca varmış olması ve kesinleşmiş kovuşturmaya yer olmadığı kararı tek başına yeterli görülmemiştir. Dairenin, itirazları karşılamayan raporlar üzerine üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak uzman bir kuruldan rapor alınmasını istediği başka kararları da bulunmaktadır.
4.3. Ceza yargılamasında alınan raporlar
Aynı olay nedeniyle hekim hakkında ceza soruşturması yürütülmüşse, orada alınan raporlar ve kararlar hukuk davasında da gündeme gelir. TBK m. 74 uyarınca hukuk hakimi, ceza hakiminin beraat kararıyla ve kusurun değerlendirilmesine ilişkin kararıyla bağlı değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.04.2025 tarihli kararı, 2020 yılında özel bir hastanede doğum sonrası hayatını kaybeden kadının yakınlarının açtığı davaya ilişkindir. İlk derece mahkemesi, davalılar hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına ve raporlara dayanarak davayı reddetmişti. Daha sonra hekim hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan kamu davası açılmış ve bu dava temyiz incelemesi sırasında derdestti. Daire şu değerlendirmeyi yapmıştır:
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesine göre, hukuk hakimi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı olmadığı gibi, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz. … Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. … Hukuk hakimi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlı değil ise de mahkumiyet ve tespit edilen maddi olgularla bağlıdır.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Daire, ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle kararı davacılar yararına oy birliğiyle bozmuştur. Dairenin başka bir kararında da, hekim hakkındaki ceza davası derdest iken verilen hüküm TBK m. 74'e dayanılarak aynı gerekçeyle bozulmuştur. Bu yaklaşıma göre, ceza dosyasındaki kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya beraat, hukuk davasında kusur bulunmadığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz; buna karşılık mahkumiyetle kesinleşen maddi olgular hukuk hakimini bağlayabilir.
5. İspat Yükü
HMK m. 190 uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Sözleşmeye aykırılık bakımından ise TBK m. 112 borçlu aleyhine bir kusur karinesi öngörür:
Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Hukuk Genel Kurulunun 2017/2244 E. sayılı kararında, ispat yükünün bu karine karşısında nasıl dağıldığı şöyle açıklanmıştır:
Kural olarak herkes hakkını dayandırdığı olayları ispat etmek zorundadır … Ancak sözleşmeden doğan sorumlulukta yukarıda bahsi geçen BK 96. madde ile kanun koyucu borçlu aleyhine bir karine koymuş ve kusur yönünden ispat yükünü ters çevirmiştir. Ne var ki bu noktada şu husus göz ardı edilmemelidir: Kusur dışında kalan sözleşmenin ihlâli, zarar ve uygun illiyet bağı gibi unsurların varlığını ispat yükü yine alacaklıya düşmektedir
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Alıntıda geçen hüküm 818 sayılı Kanuna aittir (818 BK m. 96, bugün TBK m. 112). Bu yaklaşıma göre hasta, tedavinin tıp kurallarına aykırı yapıldığını, zararı ve aradaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür; tedavinin olumsuz sonuçlanması tek başına yeterli sayılmaz. Kararda aktarılan karine, kusur unsuru bakımından hekimin veya hastanenin kendisini kurtarmasını gerektirir.
İspat yükünün yer değiştirdiği durumlara bir örnek, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.06.2020 tarihli kararıdır. Olay, 2007 yılında özel bir hastanede ameliyat öncesi hastanenin kendi kan merkezinden verilen kanla hepatit B virüsü bulaştığı iddiasına ilişkindir. Yerel mahkeme, illiyet bağının tam olarak tespit edilemediği gerekçesiyle davayı reddetmiş ve bozma kararına karşı direnmişti. Kurul şu değerlendirmeyi yapmıştır:
Vekâlet sözleşmelerinde kural, genel ispat kurallarına paralel olarak, vekilin işleminden zarar görüldüğünün iddia edilmesi hâlinde bu iddianın vekil eden tarafından ispatlanmasıdır. … Verilen kanda ölüme sebep olan hastalığa ilişkin bulaşıklık bulunduğu ortadayken artık hastalığın bu kandan değil, başka bir suretle bulaştığını davalı hastane ispat etmelidir. Ne var ki dosya kapsamı itibariyle bu husus ispat edilememiştir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Hukuk Genel Kurulu direnme kararını bozmuştur; karar oy çokluğuyla verilmiştir. Kurul görüşmelerinde, mevcut bilirkişi raporunun illiyet bağını kurmak için yeterli olmadığı ve konusunda uzman bilirkişilerden yeniden rapor alınması gerektiği görüşü ileri sürülmüş, ancak çoğunlukça benimsenmemiştir. Bu sonucun, verilen kanda virüs bulunduğu tespit edilen olaydan başka olaylara ne ölçüde taşınabileceği olayın özelliklerine göre değerlendirilebilir. Aynı karar, hastaneye kabul sözleşmesi bakımından seride Özel Hastane ve Kamu Hastanesinin Sorumluluğu başlıklı yazıda da aktarılmıştır.
6. Tazminat Kalemleri
TBK m. 54, bedensel zararları tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak sayar. Ölüm halinde TBK m. 53 uyarınca cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ve çalışma gücü kayıpları ile destekten yoksun kalanların kayıpları istenebilir. TBK m. 55/2, bu hükümlerin idarenin sorumlu olduğu ölüm ve bedensel zararlarda da uygulanacağını düzenler. 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla m. 55'e eklenen fıkralar ise çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatında faizin başlangıcını ve ödemelerin mahsubunu düzenlemiştir; bu fıkraların derdest davalara uygulanması ayrıca değerlendirilebilir.
Maluliyet oranı ve buna bağlı hesap da bilirkişi incelemesi gerektirir. Manevi tazminat ise TBK m. 56 uyarınca bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde zarar görene, ağır bedensel zarar veya ölüm halinde yakınlarına da verilebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 14.01.2025 tarihli kararı, Ocak 2012'de, yani 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde, özel bir hastanede prematüre doğan bebeğin göz muayenesinin zamanında yapılmaması nedeniyle görme kaybına ilişkindir. Daire, manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin ölçütleri şöyle aktarmıştır:
Hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşıyacağından bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. … Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Daire, hastane ve hekim aleyhine verilen müteselsil tazminat kararını oy birliğiyle onamıştır. Onama gerekçesinde, ceza davasında ve hukuk davasında alınan raporlarda davalıların kusurlu bulunduğu ve ceza mahkumiyetinin kesinleştiği belirtilmiş; davalıların kusur oranlarının iç ilişkide çözümleneceği, bu davada ayrıca belirlenmesine gerek olmadığı kabul edilmiştir. Olay 818 sayılı Kanun dönemine ait olmakla birlikte Daire gerekçesinde TBK hükümlerine atıf yapmıştır. Maluliyet raporunun olay tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe göre düzenlenmesi de isabetli bulunmuştur.
7. Sonuç
Tıbbi kötü uygulama davalarında hekim ve hastanenin tıp kurallarına aykırı davranıp davranmadığı, HMK m. 266 uyarınca özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden kural olarak bilirkişi incelemesiyle belirlenir; hukuki nitelendirme ise hakime aittir. Adli Tıp Kurumunun teşkilatına ilişkin 2659 sayılı Kanun hükümlerinin büyük bölümü 2018'de yürürlükten kaldırılmıştır; aktarılan kararlarda Kurum raporları da mahkemenin denetimine tabi tutulmuştur.
Hukuk Genel Kurulunun 2021 tarihli, direnme üzerine ve oy birliğiyle verilen kararında gerekçe içermeyen bir Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporu yeterli görülmemiş, üniversitelerden oluşturulacak uzman bir heyetten rapor alınması istenmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023 tarihli, oy çokluğuyla verilen kararında da iki Adli Tıp raporu itirazları karşılamadığı gerekçesiyle yetersiz bulunmuştur. Aynı Dairenin 2025 tarihli kararında, hukuk hakiminin ceza mahkemesinin beraat kararıyla bağlı olmadığı, ancak mahkumiyet ve tespit edilen maddi olgularla bağlı olduğu belirtilmiştir.
İspat bakımından TBK m. 112 kusur yönünden borçlu aleyhine bir karine öngörür; Hukuk Genel Kurulunun 2021 tarihli kararında sözleşmeye aykırılık, zarar ve illiyet bağının ispat yükünün hastada kaldığı belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 2020 tarihli, direnme üzerine ve oy çokluğuyla verilen kararında ise somut olayın özelliklerine göre hastalığın başka bir yolla bulaştığını ispat yükü hastaneye yüklenmiştir. Tazminat kalemleri TBK m. 53–56'ya göre belirlenir.
Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.