Özel Hastane ve Kamu Hastanesinin Sorumluluğu: Görev, Husumet ve Rücu
Özel hastane, hastaneye kabul sözleşmesi uyarınca hekim ve diğer personelinin fiillerinden TBK m. 116 kapsamında sorumludur; kamu hastanesinde ise Anayasa m. 129/5 gereği tazminat davası kural olarak idareye karşı açılır. Yargıtay kararlarında kamu görevlisi hekime husumet yöneltilmesi kabul edilmemiş; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022 tarihli kararında özel hastane davasında tüketici mahkemesi görevli sayılmıştır. Yazıda sözleşme ilişkisi, müteselsil sorumluluk, görev, husumet ve rücu anlatılmaktadır.
1. Giriş
Tıbbi bir müdahaleden zarar gören hasta veya yakınlarının ilk karşılaştığı soru, davanın kime karşı ve hangi mahkemede açılacağıdır. Aynı nitelikteki bir tıbbi hata, özel bir hastanede gerçekleşmişse adli yargıda, sözleşme hükümlerine göre; bir devlet hastanesinde gerçekleşmişse kural olarak idari yargıda, idareye karşı ileri sürülür. Bu ayrım davalının kim olacağını, hekimin kişisel olarak sorumlu tutulup tutulamayacağını ve ödenen tazminatın sonradan kime yükleneceğini de belirler; yanlış yolun seçilmesi davanın usulden reddi sonucunu doğurabilir.
Aşağıda önce özel hastanenin hastaya karşı sorumluluğunun dayanağı ve hekimle birlikte sorumluluk, ardından kamu hastanesinde dava yolu, husumet ve rücu, son olarak da özel hastane davalarında görevli mahkeme konusundaki Yargıtay kararları aktarılmıştır. Hekimin kendi özen borcunun kapsamı seride ayrıca Hekimin Hukuki Sorumluluğu: Vekalet İlişkisi ve Özen Borcu başlığı altında anlatılmıştır.
2. Özel Hastanenin Sorumluluğu
2.1. Hastaneye kabul sözleşmesi
Özel hastaneye başvuran hasta, kural olarak hekimle değil hastane işletmesiyle sözleşme kurar. Bu sözleşme Türk Borçlar Kanununda (TBK) ayrıca düzenlenmemiştir; tıbbi tedavi yanında barınma, bakım ve organizasyon gibi edimleri de içerir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.06.2020 tarihli kararı, 2007 yılında özel bir hastanede ameliyat öncesi verilen kan nedeniyle hepatit B virüsü bulaştığı ve hastanın hayatını kaybettiği iddiasına ilişkindir. Kurul, hasta ile özel hastane arasındaki ilişkiyi şöyle nitelendirmiştir:
Özel hastanelerde kural olarak hekim ile hasta arasında değil; hastane ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi vardır. Özel hastane ile hasta arasındaki sözleşme, Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş tipik bir sözleşme değildir. Özel hastaneye başvuran bir hasta veya kanuni temsilcisi ile yapılan ve özel hastane işleticisinin hem tıbbi hem de diğer mutad edimleri (oda, yiyecek, bakım vb otelcilik hizmetleri) yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeye hastaneye kabul sözleşmesi adı verilmektedir. … Bu sözleşme, özel hastane sahibi/işleticisinin, ayrıca bir tedavi yükümünü üstlenmiş bulunup bulunmamasına göre, tam (bölünmemiş) ya da kısmî (bölünmüş) hastaneye kabul sözleşmesi görünümünde kurulmuş olabilir. … Bunun dışında hastane yönetiminin somut organizasyon yükümlülükleri de bulunmaktadır. Öncelikle hekim dâhil bütün sağlık personelinin seçimi, denetlenmesi ve organizasyonuna ilişkin görevler, gereği gibi yerine getirilmelidir. Örneğin, bir görevin uzmanı olmayan bir kişiye verilmesi hâlinde organizasyon kusuru söz konusudur ve yönetimin tazminat sorumluluğu söz konusu olur
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Yerel mahkeme, kan ile ölüm arasındaki illiyet bağının tam olarak tespit edilemediği gerekçesiyle davayı reddetmiş ve kapatılan 13. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu direnme kararını bozmuştur; karar oy çokluğuyla verilmiştir. Kurul görüşmelerinde, mevcut raporun illiyet bağını kurmaya yeterli olmadığı ve uzman bilirkişilerden yeniden rapor alınması gerektiği görüşü ileri sürülmüş, ancak çoğunlukça benimsenmemiştir. Olay 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde gerçekleşmiştir; kararda vekalete ilişkin eski hükümler uygulanmıştır.
Tam hastaneye kabul sözleşmesinde hastane, teşhis ve tedavi dahil bütün edimleri üstlenir. Bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesinde ise hasta, hekimle ayrıca anlaşmış olup hastanenin imkanlarından yararlanır; bu durumda hastanenin tedaviye ilişkin hekim kusurundan sorumluluğu ayrıca tartışılabilir. Organizasyon yükümlülüğü ise her iki görünümde de hastane işletmesinin kendi yükümlülüğü olarak gündeme gelebilir.
2.2. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk
Hastane, sözleşmeden doğan edimini hekim, hemşire ve diğer sağlık personeli eliyle yerine getirir. Bu kişilerin fiillerinden hastanenin sorumluluğu TBK m. 116'ya dayanır:
Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Maddenin son fıkrası, hekimlik gibi izne bağlı mesleklerde yardımcı kişilerin fiillerinden sorumsuzluk anlaşmasını kesin olarak hükümsüz sayar. Hasta onam formlarına eklenen ve hastanenin personel hatalarından sorumlu olmayacağını öngören kayıtlar, bu hüküm karşısında hastaneyi kural olarak sorumluluktan kurtarmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.06.2021 tarihli kararı, 2010 yılında özel bir hastanede hekimin istemine aykırı olarak hemşire tarafından on kat yüksek dozda ağrı kesici uygulanmasına ilişkindir. Daire, TBK m. 116 ile adam çalıştıranın sözleşme dışı sorumluluğunu düzenleyen hüküm arasındaki farkı şöyle açıklamıştır:
BK' nın 100. (TBK'nın 116.) maddesine dayanan sorumluluk ise, bir sözleşme sorumluluğudur. Burada, yardımcı kişi kullanan çalıştıran ile yardımcı kişinin fiilinden zarar gören arasında daha önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. BK'nın 55. ve 100. maddeleri arasındaki diğer bir önemli fark da, kurtuluş kanıtı bakımındandır. Zira, BK'nın 55. maddesinde çalıştırana kurtuluş kanıtı tanınmış iken, 100. maddesinde çalıştırana kurtuluş kanıtı tanınmamış, farazi kusur kabul edilmiştir. … Diğer bir anlatımla, BK'nın 100. maddesinde çalıştıran, kendisinin kusursuz olduğunu ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Kararın sonucunda ayrıca bir ayrım yapılmıştır. Bölge adliye mahkemesi, ilacı yazan hekimi de hemşirenin fiilinden sorumlu tutarak hastane ile birlikte tazminata mahkum etmişti. Daire ise hekim ve hemşirenin hastanenin yardımcı kişisi olduğunu, hemşirenin hekimin yardımcı kişisi sayılmadığını, hekimin istemi doğru olduğundan onun yönünden davanın reddedilmesi gerektiğini belirterek kararı oy birliğiyle bozmuştur. Buna göre hastanenin TBK m. 116'dan doğan sorumluluğu, her bir personelin kişisel sorumluluğundan ayrı olarak değerlendirilmiştir. Olay ve dava 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemine aittir; kararda BK m. 100 (bugün TBK m. 116) uygulanmıştır.
2.3. Hekimle müteselsil sorumluluk
Zarar gören hasta, davayı yalnız hastaneye karşı açabileceği gibi tedaviyi yapan hekime karşı da yöneltebilir. Hastanenin sorumluluğu sözleşmeye ve TBK m. 116'ya, hekimin sorumluluğu ise kendisiyle ayrıca sözleşme kurulmuşsa vekalete, kurulmamışsa haksız fiile dayanabilir. Bununla birlikte Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.12.2022 tarihli kararında (E. 2022/6249, K. 2022/9604), davacı ile davalı doktor ve özel hastane arasındaki ilişki birlikte vekalet akdi olarak nitelendirilmiştir; karar aşağıda görev başlığı altında aktarılmıştır. Hekimin sorumluluğunun dayanağı bu nedenle somut ilişkiye göre değerlendirilebilir. Aynı zarardan farklı sebeplerle birden fazla kişinin sorumlu olması halinde TBK m. 61 uygulanır:
Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.
Müteselsil sorumlulukta alacaklı, TBK m. 163 uyarınca borcun tamamını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Hastane ile hekim arasındaki paylaştırma ise TBK m. 62 uyarınca iç ilişkide, kusurun ağırlığı ve yaratılan tehlikenin yoğunluğu gözetilerek yapılır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bir kararında, hastane ve hekim arasındaki kusur oranlarının iç ilişkide çözümleneceği belirtilerek hasta yararına verilen müteselsil mahkumiyet onanmıştır; bu karar seride Tıbbi Kötü Uygulama Davalarında Bilirkişi, Adli Tıp ve İspat başlıklı yazıda aktarılmıştır. Müteselsil sorumluluk, her bir davalının ayrı ayrı sorumlu olmasını varsayar; 2020/6078 E. sayılı kararda hekim yönünden sorumluluk kurulmamış, zarar yalnız hastaneye yüklenmiştir.
3. Kamu Hastanesinin Sorumluluğu
3.1. Anayasa m. 129/5: dava idareye karşı açılır
Devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ve devlet üniversitesi hastanelerinde görev yapan hekimler kamu görevlisidir. Bu hekimlerin tıbbi işlemlerinden doğan zararlar bakımından Anayasa özel bir kural koyar:
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.
Aynı yönde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 13/1, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacaklarını düzenler. Maddenin son cümlesi, Hukuk Genel Kurulunun aşağıda aktarılan kararında yer verildiği şekliyle, kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkını saklı tutar. İdarenin tıbbi hizmetten doğan sorumluluğu hizmet kusuru esasına dayanır ve bu dava kural olarak idari yargıda görülür.
3.2. Hekime husumet yöneltilmesi
Kamu hastanesinde çalışan hekime adli yargıda doğrudan dava açılması halinde husumet sorunu ortaya çıkar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2022 tarihli kararı, 2003 yılında safra yolu ameliyatı sonrası hayatını kaybeden hastanın yakınlarının, tedavide görev alan hekimlere karşı adli yargıda açtığı manevi tazminat davasına ilişkindir. Yerel mahkeme esasa girerek hekimlerden biri yönünden davayı kısmen kabul etmiş; 4. Hukuk Dairesi, kamu görevlisi hekimlere husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle kararı oy çokluğuyla bozmuş, yerel mahkeme bu karara karşı direnmiştir. Kurul şu değerlendirmeyi yapmıştır:
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda personelin kişisel eylem ve davranışları idari eylem ve işlem sayılmamış, kişisel kusura dayanan davaların inceleme yerinin adli yargı olduğu, hasmının da kişinin kendisi olduğu kabul edilmiştir … Sonuç olarak, Anayasa’nın 129/5 ve 657 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. … Davacıların bu iddiaları, içerik bakımından davalı kamu görevlilerinin görevleri sırasında ve yetkilerini kullanırken işledikleri bir kusura dayanmaktadır.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Hukuk Genel Kurulu, iddiaların hekimin görevinden ayrılabilen kişisel bir kusura değil, görev sırasında ve görevle ilgili bir kusura dayandığını, bu nedenle husumetin kamu görevlisine değil idareye düştüğünü belirterek direnme kararını oy birliğiyle bozmuştur.
Kararda hatalı tedavi iddiası görev sırasında ve yetki kullanılırken işlenen kusur olarak nitelendirilmiştir. Olayda davalı hekim hakkında taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan açılan kamu davasında verilen mahkumiyet kararı kesinleşmişti; Kurul buna rağmen, hekimin görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanılmadığını, eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olduğunu belirterek husumetin idareye düştüğünü kabul etmiştir. Buna karşılık kamu görevlisinin görevinden açıkça ayrılabilen, kendi şahsına yüklenebilen eylemleri kişisel kusur niteliğinde görülebilir; kararda bu tür davaların adli yargıda ve doğrudan görevliye karşı açılabileceği kabul edilmiştir. Hangi eylemin bu nitelikte olduğu somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
3.3. Vakıf üniversitesi hastaneleri
Hukuk Genel Kurulunun aktarılan kararındaki olayda hasta, bir devlet hastanesinin yanı sıra bir üniversitenin uygulama ve araştırma hastanesinde de tedavi görmüştür; Özel Dairenin bozma kararında her iki hastanede çalışan davalı hekimler kamu görevlisi olarak nitelendirilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 25.06.2019 tarihli kararı da 2013 yılında bir vakıf üniversitesi hastanesinde doğum sırasında yapıldığı ileri sürülen hatalı müdahaleye ilişkindir. İlk derece mahkemesi üniversite ve hastane işletmecisi şirket yönünden dosyayı ayırmış, davalı hekimler yönünden ise hekim ile hasta arasında vekalet ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle tüketici mahkemesini görevli görerek davayı usulden reddetmişti. Daire şu değerlendirmeyi yapmıştır:
Davaya konu edilen olayda; davalı vakıf üniversitesi hastanesinde doktor olarak çalışan ve kamu görevlisi olan davalıların hatalı müdahalede bulunduğu, bu nedenle cismani zarar oluştuğu ileri sürülmektedir. Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1. maddesi gereğince; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen koşullara uygun olarak, idare aleyhine açılabileceğine göre; temyiz eden davalı hekime husumet yöneltilmesi doğru değildir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Daire, temyiz eden hekim yönünden davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini belirterek görevsizlik gerekçesiyle verilen usulden ret kararını oy birliğiyle bozmuştur. Kararda vakıf üniversitesi hastanesinde çalışan hekim, Anayasa m. 129/5 ve 657 sayılı Kanun m. 13/1 kapsamında kamu görevlisi olarak değerlendirilmiştir. Kararın bu konuda tek başına yerleşik bir içtihat oluşturduğunu söylemek güç olabilir. Ayrılan dosyada üniversite ve hastane işletmecisi yönünden hangi yargı yerinin görevli olduğu bu kararda ele alınmamıştır.
3.4. İdarenin hekime rücu hakkı
Anayasa m. 129/5 hekimi davalı olmaktan korur, ancak sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz: idare, ödediği tazminat için kusurlu görevliye rücu edebilir. Rücu davası, idarenin ödediği tutarın hekimden tahsiline ilişkin olup adli yargıda görülür. 1219 sayılı Kanunun ek 12. maddesi de kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin, kurumlarınca kendilerine yapılacak rücular için sigorta yaptırmasını zorunlu tutar; bu sigorta seride Tıbbi Kötü Uygulama Sigortası ve Zamanaşımı başlığı altında incelenmiştir.
Rücu bakımından 2022 yılında önemli bir usul değişikliği yapılmıştır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen hükümlerle, idarenin ödediği tazminat nedeniyle açılacak rücu davalarında Mesleki Sorumluluk Kurulu aşaması öngörülmüştür. Aşağıdaki kararda aktarıldığı üzere, Resmi Gazetede 27.05.2022 tarihinde yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7406 sayılı Kanunun 15. maddesiyle 3359 sayılı Kanuna eklenen geçici 13. madde, bu tarihte derdest olan rücu davalarını düzenlemektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 23.06.2025 tarihli kararı, bir kamu hastanesinde doğumla ilgili tıbbi işlemler nedeniyle idare mahkemesi kararıyla tazminat ödeyen idarenin hekime karşı açtığı rücu davasına ilişkindir. Daire, değişikliğin derdest davalara etkisini düzenleyen geçiş hükmünü aktararak kararı bozmuştur:
Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapmış oldukları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı açılan rücu davalarından, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yargılaması devam edenler bakımından ek 18 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca karar verilmek üzere Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir. Başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Daire, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin esasa girerek kısmen kabul kararı vermesini yeterli görmemiş, idareye Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için süre verilmesi, başvuru yapılmazsa davanın usulden reddi gerektiği gerekçesiyle kararı oy birliğiyle bozmuştur. Karar, 27.05.2022'de derdest olan rücu davalarına ilişkin geçiş hükmüne dayanmaktadır; bu tarihten sonra açılacak rücu davalarında Kurul kararının bir ön koşul olarak gündeme gelmesi beklenebilir. Dairenin derdest rücu davalarında aynı yönde verdiği başka kararları da bulunmaktadır. Kurulun hangi koşullarda rücuya karar vereceği 3359 sayılı Kanunun ek 18. maddesinde düzenlenmiştir.
4. Görev: Tüketici Mahkemesi Tartışması
4.1. Özel hastane ve hekime karşı davalar
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe girmiş ve vekalet sözleşmelerini de tüketici işlemi tanımına almıştır. Bu nedenle özel hastane ve serbest çalışan hekime karşı açılan tazminat davalarında asliye hukuk mahkemesinin mi, tüketici mahkemesinin mi görevli olduğu tartışılmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.12.2022 tarihli kararı, 2016 yılında özel bir hastanede yapılan rahim ameliyatı sonrası gelişen komplikasyonlar nedeniyle açılan davaya ilişkindir:
Somut olayda; davacı ile davalı doktor ve özel hastane arasındaki ilişki vekalet akdi niteliğindedir. Vekalet akdi, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanun kapsamına alınmış olup, bu tarihten sonra açılan davalarda, Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Nitekim bu husus 6502 sayılı yasanın geçici 1. maddesiyle çözüme bağlanmış durumdadır. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen gözetilir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Olayda asliye hukuk mahkemesi davayı esastan reddetmiş, bölge adliye mahkemesi ise tüketici mahkemesinin görevli olduğunu tespit ettiği halde, ilçede ayrı tüketici mahkemesi bulunmadığından kararı kaldırıp "tüketici mahkemesi sıfatıyla" yeniden esas hakkında hüküm kurmuştu. Daire, görevsizlik tespiti yapılan durumda bölge adliye mahkemesinin esasa giremeyeceğini, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiğini belirterek kararı oy birliğiyle bozmuştur. Ayrı tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde davaya asliye hukuk mahkemesince tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılır; karar, görev kuralının yargılamanın sonuna kadar resen gözetildiğini göstermektedir. Dairenin başka bir kararında da hasta ile doktor ve özel hastane arasındaki ilişki vekalet olarak nitelendirilmiş, bu nitelendirmenin Dairenin öteden beri süregelen uygulaması olduğu belirtilmiş ve 28.05.2014 tarihinden sonra açılan davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilmiştir.
4.2. Kamu hastanesi bakımından
Aktarılan 3. Hukuk Dairesi kararı, özel hastane ve hekimle kurulan vekalet ilişkisine ilişkindir. 6502 sayılı Kanunun tüketici işlemi tanımında kamu tüzel kişilerine de yer verilmiştir; ancak kamu hastanesinin hizmet kusuruna dayanan tazminat taleplerinde, yukarıda aktarılan Anayasa m. 129/5 ve Hukuk Genel Kurulu kararı doğrultusunda dava idare aleyhine ve kural olarak idari yargıda açılır. Kamu hastanesi ile hasta arasındaki ilişkinin bir tüketici işlemi olarak adli yargıda görülüp görülemeyeceği, aktarılan kararlarda ayrıca tartışılmamıştır.
İki durum aşağıdaki tabloda karşılaştırılmıştır:
| Konu | Özel hastane | Kamu hastanesi |
|---|---|---|
| Hukuki dayanak | Hastaneye kabul sözleşmesi; TBK m. 116 | Hizmet kusuru; Anayasa m. 129/5 |
| Davalı | Hastane işletmesi, ayrıca hekim | İdare; kamu görevlisi hekime husumet yöneltilmez |
| Yargı yolu | Adli yargı; dava tarihine göre tüketici mahkemesi | Kural olarak idari yargı |
| Hekimin durumu | Hastaneyle müteselsil sorumlu olabilir | İdare ödedikten sonra rücu; Mesleki Sorumluluk Kurulu |
| Kişisel kusur | Genel hükümler | Görevden ayrılabilen kişisel kusurda adli yargıda doğrudan dava |
5. Sonuç
Özel hastanede hastanın karşısındaki sözleşme tarafı kural olarak hastane işletmesidir. Hukuk Genel Kurulunun 2020 tarihli kararında bu ilişki hastaneye kabul sözleşmesi olarak nitelendirilmiş, hastanenin tıbbi edimlerin yanında personelin seçimi ve denetimi gibi organizasyon yükümlülükleri de bulunduğu belirtilmiştir; karar direnme üzerine ve oy çokluğuyla verilmiştir. Hastane, hekim ve hemşire gibi yardımcı kişilerin fiillerinden TBK m. 116 uyarınca sorumludur; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2021 tarihli kararında bu sorumlulukta çalıştırana kurtuluş kanıtı tanınmadığı vurgulanmış, aynı tespit Dairenin daha yeni bir kararında da tekrarlanmıştır. Hekim ayrıca sorumluysa hastane ile birlikte TBK m. 61 uyarınca müteselsil sorumluluk gündeme gelebilir.
Kamu hastanesinde ise Anayasa m. 129/5 uyarınca tazminat davası idareye karşı ve kural olarak idari yargıda açılır. Hukuk Genel Kurulunun 2022 tarihli kararında, görev sırasında yapılan teşhis ve tedavi hatalarına dayanan davada kamu görevlisi hekime husumet yöneltilemeyeceği kabul edilmiştir; karar direnme üzerine ve oy birliğiyle verilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2019 tarihli bir kararında vakıf üniversitesi hastanesinde çalışan hekim de kamu görevlisi sayılarak ona husumet yöneltilemeyeceği kabul edilmiştir. İdarenin hekime karşı açtığı rücu davası adli yargıda görülür; 2022 değişikliğiyle bu davalarda Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvuru öngörülmüştür.
Özel hastane ve hekime karşı 28.05.2014 tarihinden sonra açılan davalarda Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022 tarihli kararında tüketici mahkemesi görevli sayılmıştır. Görev ve husumet kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, bu sorular uyuşmazlığın esasından önce gündeme gelir.
Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.