This article is published in Turkish.
Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hastanın Rızası
Tıbbi müdahale kural olarak hastanın aydınlatılmasından sonra verilen rızaya dayanır; Anayasa m. 17 ve 1219 sayılı Kanun m. 70 bu rızanın temel dayanaklarındandır. Aktarılan Yargıtay kararlarında aydınlatmanın ispat yükü hekime yüklenmiş, aydınlatma yapılmadan gerçekleştirilen müdahalede ortaya çıkan komplikasyondan hekimin sorumlu tutulabileceği belirtilmiştir. Yazıda aydınlatmanın kapsamı, rızanın geçerliliği ve şekli, ispat yükü ve aydınlatma eksikliğinin sonuçları anlatılmaktadır.
1. Giriş
Bir ameliyat tıp kurallarına uygun yapılmış olsa bile, hasta ameliyattan sonra ortaya çıkan bir sonucun kendisine önceden anlatılmadığını ileri sürebilir. Bu durumda tartışma, hekimin müdahaleyi doğru yapıp yapmadığından çok, hastanın neye rıza gösterdiği noktasında toplanır. Hekim açısından da aynı olay, aydınlatmanın nasıl yapıldığını ve bunun nasıl ispat edileceğini gündeme getirir.
Hekimin aydınlatma yükümlülüğü, hastanın kendi bedeni üzerinde karar verme hakkıyla bağlantılıdır. Anayasa m. 17 kişinin vücut bütünlüğünü korur; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun m. 70 hekimin müdahaleden önce hastanın muvafakatini almasını öngörür. Hasta Hakları Yönetmeliği, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları da aydınlatmanın içeriğine ilişkin düzenlemeler içerir; aşağıda aktarılan Yargıtay kararlarında bu metinlere atıf yapılmıştır.
Önce rızanın hukuki dayanağı ve aydınlatmanın kapsamı açıklanmış, ardından rızanın geçerlilik koşulları, ispat yükü ve aydınlatma yapılmadığında komplikasyondan doğan sorumluluk Yargıtay kararları üzerinden ele alınmıştır. Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin niteliği ve özen borcu seride ayrıca Hekimin Hukuki Sorumluluğu: Vekalet İlişkisi ve Özen Borcu başlığı altında anlatılmaktadır.
2. Rızanın Hukuki Dayanağı
2.1. Anayasa m. 17
Anayasa, kişinin vücut bütünlüğüne müdahaleyi sınırlı hallere bağlar:
Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun aşağıda aktarılan 22.03.2022 tarihli kararında, her tıbbi müdahalenin hukuken vücut bütünlüğünün ihlali anlamını taşıdığı, rızaya veya başka bir hukuka uygunluk sebebine dayanmayan müdahalenin hukuka aykırı olacağı ve hastanın rızasının bu hukuka aykırılığı ortadan kaldırdığı belirtilmiştir. Kararda bu sonuca Anayasa m. 17 yanında Türk Medeni Kanunu m. 23 ve 24 ile TBK m. 56 ve 58 birlikte değerlendirilerek varılmıştır.
2.2. 1219 sayılı Kanun m. 70
Hastanın rızasına ilişkin kanuni düzenleme 1219 sayılı Kanunun 70. maddesidir. Madde, 21.07.2025 tarihli 7557 sayılı Kanunla elektronik ortamda alınan muvafakate ilişkin cümleler eklenerek değiştirilmiştir:
Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. … Bu fıkra kapsamında alınacak muvafakat elektronik ortamda da alınabilir. … (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.)
Hüküm üç kural içerir. Birincisi, her türlü tıbbi müdahale için hastanın, küçük veya kısıtlı ise veli ya da vasisinin önceden muvafakati alınır. İkincisi, büyük cerrahi müdahalelerde muvafakatin yazılı olması aranır. 7557 sayılı Kanunla eklenen cümlelerle, fıkra kapsamında alınacak her muvafakatin kimlik doğrulamaya imkan veren yöntemlerle elektronik ortamda da alınabileceği kabul edilmiştir. Üçüncüsü, veli veya vasinin bulunmadığı ya da hastanın iradesini açıklayamadığı hallerde muvafakat şartı aranmaz. Bu son kural, acil müdahalelerde rıza alınamamasının sonuçları bakımından önemlidir.
Madde muvafakatin alınmasını düzenler; muvafakatten önce hastaya hangi bilgilerin verileceğini ise ayrıca düzenlemez. Aydınlatmanın içeriği bakımından aktarılan kararlarda Hasta Hakları Yönetmeliği, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi m. 5 ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m. 26 dikkate alınmıştır.
3. Aydınlatma Yükümlülüğünün Kapsamı
3.1. Aydınlatılmış rıza
Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli kararında aydınlatma ile rıza arasındaki bağ şöyle açıklanmıştır:
Tıbbî müdahalede rızanın hukuk düzeninde geçerli olarak yerini alabilmesi için hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Gerçekten de kişinin kendisine yapılacak tıbbî müdahale konusunda karar verebilmesi için neye rıza gösterdiğini bilmesi ve aydınlatılmış olarak rıza (onam) göstermesi gerekir. … Ancak her tıbbî müdahalenin hukuksal açıdan kişinin vücut bütünlüğünün ihlali anlamını taşıdığı gözetildiğinde ve TMK’nin 24. maddesi gereğince kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karine dolayısıyla hekimin aydınlatma yükümlülüğünde ispat yükü hekim üzerinde olmalıdır. … Dolayısıyla hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da şekil serbestisi söz konusudur. O hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim tarafından her türlü delille ispatlanabilir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Kararda aktarılan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m. 26'ya göre hekim, hastayı sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavinin türü, başarı şansı ve süresi, tedavinin taşıdığı riskler, ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, tedavinin kabul edilmemesi halinde hastalığın yaratacağı sonuçlar ile olası tedavi seçenekleri ve riskleri konusunda aydınlatır. Kararda ayrıca Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15'te sayılan bilgilendirme konularına (hastalığın muhtemel sebepleri ve seyri, müdahalenin kim tarafından, nerede ve nasıl yapılacağı, diğer tanı ve tedavi seçenekleri, muhtemel komplikasyonlar, reddetme halindeki fayda ve riskler, ilaçların önemli özellikleri, yaşam tarzı önerileri ve tıbbi yardıma ulaşma yolları) ve bilginin hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak, anlayabileceği şekilde verileceğine ilişkin m. 18'e yer verilmiştir.
Karar, 2012 yılında gebelik takibi yapılan bir hastaya üçlü tarama testinde Down sendromu riskinin yüksek çıkmasına rağmen kesin tanı yöntemleri konusunda yeterli aydınlatma yapılmadığı iddiasına ilişkindir. Dava, hekime karşı değil, hekimin Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası sigortacısına karşı açılmıştır. Bölge adliye mahkemesi davayı reddetmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi aydınlatmanın ispat yükünün hekimde olduğunu belirterek kararı bozmuş, bölge adliye mahkemesi bozma kararına karşı direnmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, ispat yükünün hekimde olduğunu kabul etmekle birlikte, hekimin protokol defterinde "A/S yaptırmamış, muhtemel down bilgisi verildi" gibi kayıtlar bulunduğunu, 1219 sayılı Kanun m. 72 uyarınca tutulan protokol defteri kayıtlarının aksi ispat edilebilecek karine niteliğinde olduğunu ve bu kayıtların aksinin davacı tarafça ispat edilmediğini belirtmiştir. Kurul, hastanın eğitimi, yaşı ve tutulan kayıtların birlikte değerlendirilmesiyle aydınlatmanın yapıldığı sonucuna vararak direnme kararını onamıştır. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Görüşmeler sırasında, hekimin aydınlatmayı mevzuata ve usule uygun şekilde yaptığını ispatlamak zorunda olduğu, kendisi tarafından düzenlenen protokol defteri kayıtlarının delil olarak kabul edilemeyeceği ve direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
3.2. Aydınlatmanın tedavi sonrasını da kapsaması
Aydınlatma yalnızca müdahaleden önceki bilgilendirmeyle sınırlı değildir. Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli kararında bu yükümlülüğün kapsamı şöyle açıklanmıştır:
Bu noktada belirtmek gerekir ki, hekimin aydınlatma yükümlülüğü aydınlatılmış rızayı kapsamına alan ancak ondan daha kapsamlı bir yükümlülüğü ifade eder. Bir başka ifadeyle, aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına aydınlatılmış rıza girdiği gibi, hekimin hastasını uygulanan tedavi sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de girer. … Tıbbî yardım ve müdahaleler tıp sanatının kurallarına uygunsa, hastanın fayda ve zararı onun rızası alınarak değerlendirilmişse, buna rağmen öngörülemeyen sonuç önlenememişse hekimin yahut sağlık çalışanının kusurunun varlığından bahsedilemeyecektir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Karar, 2009 yılında özel bir hastanede yapılan ameliyattan sonra uygulanan ağrı kesici enjeksiyonun ardından hastada kalıcı sinir hasarı oluşmasına ilişkindir. Olay tarihi nedeniyle uyuşmazlığa 818 sayılı Borçlar Kanunu uygulanmıştır. Yerel mahkeme, alınan raporlarda kusur tespit edilmediğini belirterek davayı reddetmiş; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, yeni bir bilirkişi raporu alınması ve aydınlatılmış onam belgesinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuş; yerel mahkeme direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, raporların davacının iddialarını tartışmadığını ve enjeksiyonun cerrahi müdahalenin kapsamında kalması nedeniyle hastanın olası riskler konusunda aydınlatılıp aydınlatılmadığının da göz önünde tutulması gerektiğini belirterek direnme kararını değişik gerekçeyle bozmuştur. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Görüşmelerde, onamın alınmadığı iddiası yargılamada vakıa olarak ileri sürülmemişken kendiliğinden dikkate alınamayacağı ve direnme kararının değişik gerekçeyle onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Kurul çoğunluğu bu karşı görüşü benimsememiştir. Bununla birlikte Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.02.2025 tarihli kararında, davacının aydınlatılmış onama ilişkin iddialarını iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı başladıktan sonra ileri sürdüğü, onama gerekçeleri arasında belirtilmiştir; bu karar seride Estetik Ameliyatlarda Hekimin Sorumluluğu başlıklı yazıda aktarılmıştır. Dairenin, aydınlatma eksikliğine ilişkin sonradan ileri sürülen iddiaları iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirdiği başka kararları da bulunmaktadır. Bu kararlar karşısında, aydınlatma eksikliğine dayanılacaksa bu iddianın dava dilekçesinde somutlaştırılması önemli olabilir.
4. Rızanın Geçerliliği
4.1. Komplikasyonların açıklanması
Hastanın ameliyata "evet" demesi, tek başına aydınlatılmış rıza anlamına gelmeyebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.11.2024 tarihli kararı bu ayrımı ele almıştır:
Buna göre salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. … Aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ya da hastanededir. … Ancak, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi yapılan müdahaleyi de hukuka aykırı hale getirmektedir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Olayda 2014 yılında özel bir hastanede tiroid ameliyatı olan hastada sinir hasarına bağlı ses teli felci ve ses kısıklığı gelişmiştir. Raporlarda ameliyatın endikasyonunun bulunduğu, uygulamanın tıbben doğru olduğu ve gelişen durumun her türlü özene rağmen ortaya çıkabilecek bir komplikasyon olduğu bildirilmiştir. İlk derece mahkemesi, komplikasyonların anlatıldığına dair bilgi içeren formun dosyada bulunduğunu ve davalı tanıklarının hekimin hastayı bilgilendirdiği yönünde beyanda bulunduğunu belirterek aydınlatmanın ispatlandığını kabul etmiş ve davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Dosyadaki Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu raporunda ve ayrıca alınan bilirkişi raporunda ise onam formunun tanıyı ve ameliyata bağlı gelişebilecek komplikasyonları içermediği, bu nedenle yetersiz olduğu ve davalıların standartlara uygun aydınlatılmış onam almadıkları için kusurlu oldukları belirtilmişti. Daire, dosyadaki "cerrahi onam formu" başlıklı belgenin ses kısıklığı ve ses teli felci riskine ilişkin bir aydınlatma içermediğini, yalnızca rıza niteliğinde olduğunu, raporlardaki bu tespitlere ise itibar edilmediğini belirtmiş; bölge adliye mahkemesi kararını kaldırarak, davacının %16 oranındaki meslekte kazanma gücü kaybı dikkate alınarak tazminat taleplerinin değerlendirilmesi için ilk derece mahkemesi kararını oy birliğiyle bozmuştur.
Karar, imzalı bir onam formunun bulunmasının tek başına yeterli sayılmadığını, formun içeriğinin somut müdahalenin risklerini kapsayıp kapsamadığının ayrıca incelendiğini göstermektedir. Salt ameliyata rıza gösterilmesinin yeterli olmadığına ilişkin aynı ifadeler Dairenin başka kararlarında da yer almaktadır.
4.2. Rızanın kimden alınacağı
1219 sayılı Kanun m. 70 uyarınca hasta küçük veya kısıtlı ise muvafakat veli ya da vasisinden alınır. Kararlarda aktarılan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m. 26 da acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcinin izninin alınacağını belirtir. Kanunun parantez içindeki cümlesine göre veli veya vasinin bulunmadığı ya da hastanın iradesini açıklayamadığı hallerde muvafakat şartı aranmaz. Hangi durumun acil sayılacağı ve gecikmenin hastaya zarar verip vermeyeceği ise tıbbi bir değerlendirmedir.
4.3. Şekil
Aktarılan kararlarda aydınlatma için genel bir şekil şartı bulunmadığı, ancak 1219 sayılı Kanun m. 70 uyarınca büyük cerrahi müdahalelerde muvafakatin yazılı olması gerektiği belirtilmiştir. Yazılı form, Hukuk Genel Kurulunun ifadesiyle "belirli ölçüde ispat kolaylığı" sağlar. Bununla birlikte 4.1'de aktarılan karar, formun içeriğinin somut müdahaleye özgü riskleri kapsayıp kapsamadığına bakıldığını göstermektedir. Sözlü bilgilendirme ise tanık beyanı, hasta dosyasındaki notlar ve protokol defteri kayıtları gibi her türlü delille ispat edilebilir.
5. İspat Yükü ve Aydınlatma Yapılmadığında Sorumluluk
5.1. İspat yükünün hekimde olması
Hekimin özen borcuna aykırılıkta ispat yükü kural olarak hasta ile hekim arasında paylaştırılırken, aydınlatma bakımından aktarılan kararlarda ispat yükü hekime yüklenmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli kararında bunun gerekçesi, rızanın hukuka aykırılığı kaldıran bir sebep olması ve TMK m. 24 uyarınca kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin kanuni karine olarak açıklanmıştır. Kararda ayrıca hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının kayıt tutma yükümlülüğü de ispat yükünün hekimde olmasının bir diğer sebebi olarak gösterilmiştir.
5.2. Komplikasyondan sorumluluk
Komplikasyon, kural olarak hekime kusur yüklenmesini gerektirmeyen bir sonuçtur. Ancak bu sonuç, hastanın o risk konusunda aydınlatılmış olmasına bağlanabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.02.2025 tarihli kararı bu ilişkiyi şöyle açıklamıştır:
İstisnai düzenlemeler dışında (örneğin Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair 1219 sayılı Kanunu'nun 70. maddesinde büyük cerrahi ameliyatlar için rızanın yazılı olması gerektiği kabul edilmiştir.) rızanın geçerliği için genel bir şekil şartı öngörülmemiş ise de aydınlatılmış rızanın alındığının ispat yükü hekime aittir. … Komplikasyon, tıbbi standarda uygun bir müdahale yapılmasına rağmen, ortaya çıkabileceği tıp çevreleri tarafından kabul edilen ve her türlü tedbir alınmasına rağmen meydana gelebilecek zarar olarak tanımlanmaktadır. Hekimin özen borcunun bir gereği olarak hastayı işlem öncesinde tıbbi müdahalenin amacı niteliği sonuçları ve komplikasyon riskleri konusunda aydınlatma yükümlülüğü vardır. Ancak bu şekilde hastanın sonuçlarını idrak ederek tıbbi müdahalenin yapılmasına dair iradesinin olduğundan bahsedilebilir. Aksi takdirde yapılan işlem hukuka aykırı olup, meydana gelen komplikasyondan hekim sorumludur. … Anestezi yapılmasına ilişkin onam formunda imzasının bulunması hastanın TUR-P ameliyatı hakkında aydınlatıldığını ispatlamaz.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Olay 2013 yılında yapılan bir prostat ameliyatına ilişkindir. Hasta ameliyattan sonra idrar kaçırma ve cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ileri sürmüştür. Raporlarda ameliyatın tıbben uygun olduğu, cinsel işlev bozukluğu ile ameliyat arasında illiyet bağı kurulamadığı, idrar kaçırmanın ise ameliyatın komplikasyonlarından biri olduğu bildirilmiştir. Daire, cinsel işlev bozukluğu bakımından illiyet bağı kurulamadığından hekimin sorumlu olmadığını, ameliyata özgü onam formunda hastanın imzası bulunmadığı ve aydınlatmanın başka delillerle de ispat edilemediği için idrar kaçırma bakımından ise hekimin sorumlu olduğunu belirterek davayı tümden reddeden kararı oy birliğiyle bozmuştur.
Karar iki noktayı birlikte gösterir. Aydınlatma eksikliği, tıbben doğru yapılmış bir müdahalede ortaya çıkan komplikasyondan sorumluluğa yol açabilmektedir. Ancak bu sorumluluk, müdahale ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığını ortadan kaldırmamaktadır; illiyet bağı kurulamayan zarar bakımından aydınlatma eksikliği sorumluluk doğurmamıştır.
5.3. Tazminatın türü
Aydınlatma eksikliğine dayanan davalarda hem maddi hem manevi tazminat istenebilir. Rızaya dayanmayan bir müdahale kişilik hakkına müdahale niteliği taşıdığından, manevi tazminat TBK m. 58'e dayandırılabilir:
Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Müdahale sonucunda bedensel zarar doğmuşsa, bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde manevi tazminatı düzenleyen TBK m. 56 da gündeme gelebilir; Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli kararında TBK m. 56 ve 58 birlikte anılmıştır.
Maddi tazminat ise komplikasyon nedeniyle oluşan iş göremezlik, tedavi giderleri ve benzeri kalemler üzerinden hesaplanır; 4.1'de aktarılan kararda Daire, davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının dikkate alınmasını istemiştir.
5.4. Özet tablo
| Konu | Dayanak | Aktarılan kararlardaki yaklaşım |
|---|---|---|
| Rızanın dayanağı | Anayasa m. 17; 1219 s. K. m. 70 | Rıza, müdahalenin hukuka aykırılığını kaldırır |
| Aydınlatmanın kapsamı | Kararlarda Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15; Biyotıp Sözleşmesi m. 5 | Tanı, seçenekler, riskler, komplikasyonlar, tedavi sonrası |
| Şekil | 1219 s. K. m. 70 | Genel şekil serbestisi; büyük cerrahide yazılı muvafakat |
| İspat yükü | HGK, 22.03.2022 | Hekimde; her türlü delille ispat |
| Genel onam formu | 3. HD, 28.11.2024 | Komplikasyonu içermeyen form aydınlatma sayılmamıştır |
| Aydınlatma yoksa | 3. HD, 13.02.2025 | Komplikasyondan sorumluluk; illiyet bağı aranır |
6. Sonuç
Tıbbi müdahale, aktarılan kararlarda vücut bütünlüğüne müdahale olarak nitelendirilmiş ve hukuka uygunluğu kural olarak hastanın aydınlatılmış rızasına bağlanmıştır. Anayasa m. 17 vücut bütünlüğünü korur; 1219 sayılı Kanun m. 70 her türlü müdahale için önceden muvafakat alınmasını, büyük cerrahi müdahalelerde ise bu muvafakatin yazılı olmasını öngörür ve 2025 yılında yapılan değişiklikle elektronik ortamda muvafakate de imkan tanır.
Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli kararında aydınlatmanın ispat yükünün hekimde olduğu, ancak aydınlatmanın sözlü veya yazılı yapılabileceği ve her türlü delille ispat edilebileceği belirtilmiş; somut olayda protokol defteri kayıtlarına dayanılarak aydınlatmanın yapıldığı kabul edilmiştir. Bu karar direnme üzerine ve oy çokluğuyla verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli, yine direnme üzerine ve oy çokluğuyla verilen kararında aydınlatmanın tedavi sonrasında yapılması gerekenleri de kapsadığı ifade edilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2024 ve 2025 tarihli kararlarında ise komplikasyonu içermeyen genel bir onam formu yeterli görülmemiş ve aydınlatma ispat edilemediğinde komplikasyondan hekimin sorumlu olduğu belirtilmiştir; bu sorumluluk için müdahale ile zarar arasındaki illiyet bağı da aranmıştır.
Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.