This article is published in Turkish.
Sigorta Sözleşmesinde Beyan Yükümlülüğü
Sigorta ettiren, sözleşme yapılırken bildiği veya bilmesi gereken ve sigortacının kararını etkileyebilecek hususları bildirmekle yükümlüdür. İhlalin sonucu; durumun riziko gerçekleşmeden önce mi sonra mı ortaya çıktığına, kusurun derecesine ve bildirilmeyen husus ile riziko arasındaki bağlantıya göre değişir; soru formunun etkisi, cayma, indirim ve oranlama hesabı Yargıtay kararlarıyla birlikte inceleniyor.
1. Giriş
Sigortacı, üstleneceği rizikoyu ve bu riziko karşılığında isteyeceği primi büyük ölçüde sigorta ettirenin verdiği bilgilere göre belirler. Bir binanın yapı tarzı, bir aracın kullanım amacı, bir işletmenin faaliyet konusu ya da hayat sigortasında sigortalının sağlık durumu, sigortacının sözleşmeyi hangi şartlarla yapacağını doğrudan etkiler. Bu bilgilerin önemli bir kısmı ise yalnızca sigorta ettirenin bilgisi dahilindedir.
Türk Ticaret Kanunu (TTK), bu bilgi dengesizliğini sigorta ettirene bir beyan yükümlülüğü yükleyerek düzenler. Uygulamada, kredi bağlantılı hayat sigortaları ve kasko sigortaları gibi alanlarda, sigortacının ödeme talebini beyan yükümlülüğünün ihlali gerekçesiyle reddettiği uyuşmazlıklara rastlanmaktadır.
Aşağıda sözleşmenin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğü, yükümlülüğün kapsamı, ihlalin rizikodan önce ve sonra doğurduğu sonuçlar, cayma hakkının kullanılma şekli ve düştüğü haller ile sözleşme süresince ortaya çıkan değişikliklerin bildirilmesi, TTK m. 1435-1445 ve Yargıtay kararları üzerinden anlatılmaktadır.
2. Beyan Yükümlülüğünün Kapsamı
2.1. Kanuni düzenleme
(1) Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.
Hükümden üç unsur çıkarılır. Birincisi, yükümlülük sözleşmenin yapılması sırasındaki bilgiye ilişkindir; sigorta ettiren yalnızca bildiklerini değil, "bilmesi gereken" hususları da bildirmekle yükümlüdür. İkincisi, bildirilmesi gereken hususlar "önemli" olanlardır; önemlilik ölçütü, bilginin sigortacının sözleşmeyi hiç yapmamasına veya farklı şartlarla yapmasına yol açıp açmayacağıdır. Üçüncüsü, sigortacının sorduğu hususlar için bir karine öngörülmüştür: Sorulan husus, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.
Kanun koyucu, teklifin yapılması ile kabulü arasında ortaya çıkan değişiklikler bakımından da bu hükümlerin kıyasen uygulanacağını belirtmiştir (TTK m. 1443).
2.2. Yazılı soru listesi
Uygulamada beyan yükümlülüğünün sigortacının hazırladığı soru formları üzerinden yerine getirildiği görülmektedir. Kanun bu formlara özel bir sonuç bağlar:
(1) Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene hiçbir sorumluluk yüklenemez; meğerki, sigorta ettiren önemli bir hususu kötüniyetle saklamış olsun.
(2) Sigortacı, liste dışında öğrenmek istediği hususlar varsa bunlar hakkında da soru sorabilir. Söz konusu soruların da yazılı ve açık olması gerekir. Sigorta ettiren bu soruları cevaplamakla yükümlüdür.
Bu hükme göre soru listesi kullanan sigortacı, listede sormadığı bir hususun bildirilmemesine kural olarak dayanamaz. İstisna, sigorta ettirenin önemli bir hususu kötüniyetle saklamasıdır. Kanuna göre sigortacının liste dışında soracağı soruların da yazılı ve açık olması gerekir.
2.3. Form doldurulmamışsa
Soru formunun hiç doldurulmamış veya sigorta ettiren tarafından imzalanmamış olmasının etkisi, Hukuk Genel Kurulunun kredi bağlantılı bir hayat sigortasına ilişkin kararında tartışılmıştır. Kurul, formun doldurulmamış olmasının beyan yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmadığını şöyle açıklamıştır:
Bir sigorta sözleşmesinin kurulmasında taraflar dürüstlük kuralına uygun olarak hareket etmekle yükümlüdür. … Bu kapsamda sigorta sözleşmelerinde sigortacının aydınlatma yükümlülüğü söz konusu iken bunun karşılığında sigorta ettirenin de beyan yükümlülüğü bulunmaktadır ve önemi nedeniyle bu hâller Kanun'da özel olarak düzenlenmiştir. … sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına ilişkin konularda sigortacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Kurul bu kararla direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur. Görüşmeler sırasında, başvuru formunun matbu olarak düzenlendiği ve kimlik bilgileri dışında doldurulmadığı, bilgilendirme formunun sigortalının imzasını taşımadığı, bu nedenle beyan yükümlülüğüne aykırılık kabul edilemeyeceği ve direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş; ancak bu görüş, yani matbu ve imzasız formun sigortacı aleyhine sonuç doğurması gerektiği yaklaşımı Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Olayın bir özelliği de davacı tarafın dava dilekçesinde sorulan sorulara doğru cevap verildiğini kendisinin belirtmiş olmasıdır. Kurul, bu beyana rağmen aksi yöndeki bir iddia kabul edilse dahi durumun Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi anlamında korunacak bir istek olmadığını da gerekçesine eklemiştir.
Hukuk Genel Kurulunun bu olaydaki yaklaşımı TTK m. 1436 ile birlikte okunduğunda şöyle bir ayrım yapılabilir: Sigortacı bir soru listesi vermişse liste dışındaki hususlar için sorumluluk kural olarak doğmaz. Hiç soru sorulmamışsa sigorta ettiren, TTK m. 1435'teki genel yükümlülük çerçevesinde önemli hususları kendiliğinden bildirmekle yükümlü tutulabilir.
2.4. Sigortacının gerçek durumu bilmesi
Bildirilmeyen veya yanlış bildirilen hususun gerçek durumu sigortacı tarafından biliniyorsa sigortacı beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürerek sözleşmeden cayamaz (TTK m. 1438). Bu durumda ispat yükü sigorta ettirene aittir. Örneğin sigortacının daha önceki bir poliçe veya hasar dosyası nedeniyle sigortalının durumunu bildiği ispat edilebilirse, bu hüküm gündeme gelebilir.
3. İhlalin Sonuçları
TTK m. 1437, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantının m. 1439'daki kurallara göre dikkate alınacağını belirtir. Bu kurallar, ihlalin rizikonun gerçekleşmesinden önce mi sonra mı ortaya çıktığına göre ayrılır:
(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez.
(2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.
3.1. Riziko gerçekleşmeden önce
İhlal riziko gerçekleşmeden öğrenilirse sigortacının iki seçeneği vardır: sözleşmeden caymak veya prim farkı istemek. Prim farkı on gün içinde kabul edilmezse sözleşmeden cayılmış sayılır. Birinci fıkranın son cümlesine göre bu aşamada sigorta ettirenin kusurlu olup olmaması veya hususu önemli saymamış olması sonucu değiştirmez.
3.2. Riziko gerçekleştikten sonra
Riziko gerçekleştikten sonra ihlalin ortaya çıkması halinde kanun, kusurun derecesine ve bağlantıya göre kademeli bir sistem öngörür:
| Kusur derecesi | İhlal ile riziko arasında bağlantı | Sonuç |
|---|---|---|
| İhmal | İhlal, tazminat miktarına veya rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte | İhmalin derecesine göre tazminattan indirim |
| Kast | Bağlantı var | Sigortacının ödeme borcu ortadan kalkar |
| Kast | Bağlantı yok | Ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre ödeme (proporsiyon) |
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bu sistemi ve "kast" kavramının burada ne anlama geldiğini şöyle açıklamıştır:
TTK'nın 1439/2 nci maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2 nci maddesi gereğidir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Bu karara konu olayda sigortalı, kronik böbrek yetmezliği nedeniyle düzenli diyalize girdiği halde beyan formunda böyle bir rahatsızlığı bulunmadığını bildirmiş; ancak ölüm, bu hastalıkla ilgisi bulunmayan bir ameliyat sonrası enfeksiyondan kaynaklanmıştır. Daire, bu durumda tazminatın tamamen reddedilmesi yerine, hastalık bildirilmiş olsaydı alınacak prim araştırılarak proporsiyon hesabıyla belirlenmesi gerektiğine karar vermiştir. Dairenin, bildirilmeyen hastalığın ölümün doğrudan nedeni olmadığı başka hayat sigortası uyuşmazlıklarında da proporsiyon hesabını arayan ve buradaki kastı bilerek bildirmeme olarak açıklayan kararları bulunmaktadır.
3.3. Bağlantının tespiti
TTK m. 1439/2'ye göre kast halinde sonuç, bildirilmeyen husus ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı bulunup bulunmamasına göre değişir. Bu bağlantının tespiti, sağlıkla ilgili uyuşmazlıklarda teknik bir inceleme gerektirebilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bir kararında bu konuda yeterli araştırma yapılmadan verilen kararı bozmuştur:
Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalının 6102 sayılı TTK'nın 1435'inci maddesi uyarınca beyan yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğün ihlalinin yaptırımı 1439 uncu madde de düzenlenmiştir. … sigortalının tedavi gördüğü gizlenen hastalığıyla vefatı arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığının, başka bir anlatımla vefatın gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde araştırılıp belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Daire aynı kararda, sigortalının tüm tedavi evraklarının getirtilmesini ve içinde kardiyoloji uzmanının da bulunduğu bir heyetten ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmasını istemiştir. Bu kararlarda bağlantının tıbbi kayıtlar ve uzman bilirkişi raporu üzerinden tespit edilmesinin istendiği, bağlantının kurulamadığı olayda ise proporsiyon hesabına başvurulduğu görülmektedir.
4. Cayma Hakkı
4.1. Şekil ve süre
(1) Caymanın, sigorta ettirene bir beyanla yöneltilmesi şarttır.
(2) Cayma, onbeş gün içinde sigorta ettirene bildirilir. Bu süre sigortacının bildirim yükümlülüğünün ihlal edilmiş olduğunu öğrendiği tarihten itibaren başlar.
Cayma, sigorta ettirene yöneltilmesi gereken bir beyandır ve on beş günlük süre sigortacının ihlali öğrendiği tarihten başlar. Bu süre geçtikten sonra cayma hakkının kullanılması mümkün görünmemektedir. Bu yüzden uyuşmazlıklarda, sigortacının ihlali hangi tarihte öğrendiği (örneğin hasar dosyası kapsamında sağlık kayıtlarının hangi tarihte elde edildiği) önem kazanabilir.
Cayma halinde, sigorta ettiren kasıtlı ise sigortacı rizikoyu taşıdığı süreye ait primlere hak kazanır (TTK m. 1441).
4.2. Cayma hakkının düştüğü haller
(1) Cayma hakkı aşağıdaki hâllerde kullanılamaz:
a) Cayma hakkının kullanılmasından açıkça veya zımnen vazgeçilmişse.
b) Caymaya yol açan ihlale sigortacı sebebiyet vermişse.
c) Sigortacı, sorularından bazıları cevapsız bırakıldığı hâlde sözleşmeyi yapmışsa.
Bu hükümler, sigortacının sözleşme kurulurken gösterdiği özenle de bağlantılıdır. Örneğin acentenin formu sigorta ettiren adına doldurması ve soruları ona yöneltmemesi (b bendi) ya da sağlık sorularının boş bırakıldığı bir formla sözleşmenin yapılması (c bendi), cayma hakkının kullanılmasının önüne geçebilecek durumlardır. Sigortacının ihlali öğrendikten sonra primleri tahsil etmeye devam etmesi gibi davranışlar ise somut olayın koşullarına göre zımni vazgeçme olarak değerlendirilebilir.
m. 1442/1-c, ilk bakışta Hukuk Genel Kurulunun yukarıda anılan 2021/367 sayılı kararıyla çelişiyor gibi görünebilir. Ancak bent, boş bırakılmış sorulara rağmen sözleşmenin yapılmasını sigortacının cayma hakkının düşmesine bağlar; Kurul ise riziko gerçekleştikten sonra m. 1439/2'deki sonuçları değerlendirmiştir. İki hüküm arasındaki ilişki kararda tartışılmamıştır.
5. Sözleşme Süresince Değişiklikler
Beyan yükümlülüğü sözleşmenin kurulmasıyla sona ermez. TTK m. 1444'e göre sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasından sonra sigortacının izni olmadan rizikoyu veya mevcut durumu ağırlaştırarak tazminat tutarının artmasını etkileyici davranış ve işlemlerde bulunamaz. Rizikoyu ağırlaştıran işlemleri kendisi yaparsa veya sözleşmede riziko ağırlaşması olarak kabul edilen hususlardan biri gerçekleşirse durumu derhal; bu işlemler bilgisi dışında yapılmışsa öğrendiği tarihten itibaren en geç on gün içinde sigortacıya bildirir.
TTK m. 1445'e göre sigortacı, bu durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeyi feshedebilir veya prim farkı isteyebilir; fark on gün içinde kabul edilmezse sözleşme feshedilmiş sayılır. Riziko gerçekleştikten sonra değişikliğe ilişkin beyan yükümlülüğünün ihlal edildiği saptanırsa, m. 1439/2'deki sisteme benzer şekilde ihmal halinde indirim, kast ve bağlantı halinde ödememe, kast olup bağlantı bulunmaması halinde proporsiyon uygulanır (TTK m. 1445/5).
Uygulamada bu hükümler; hususi kullanım için sigortalanan aracın ticari amaçla kullanılmaya başlanması, bir binanın kullanım amacının değişmesi veya bir işletmeye tehlikeli madde depolanması gibi durumlarda gündeme gelebilir.
6. Koruyucu Nitelik
TTK m. 1452/3 uyarınca 1433 ila 1449 uncu maddeler sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse kanun hükümleri uygulanır. Dolayısıyla beyan yükümlülüğüne ilişkin kanuni sistem, kural olarak genel şartlar veya özel şartlarla sigortalı aleyhine daraltılamaz. Örneğin herhangi bir beyan eksikliğinde, kusur derecesine ve bağlantıya bakılmaksızın tazminatın tamamen reddedileceğini öngören bir sözleşme şartının, bu hüküm karşısında uygulanma imkanı sınırlı görünmektedir.
7. Sonuç
Hukuk Genel Kurulu, beyan yükümlülüğünü sigorta sözleşmesinin iyiniyet ve güven esasına dayanmasıyla ilişkilendirmiştir. Sigorta ettiren, sözleşme yapılırken bildiği veya bilmesi gereken ve sigortacının kararını etkileyecek nitelikteki hususları bildirmekle yükümlüdür. Soru formu verilmişse kural olarak sorulmayan hususlardan sorumluluk doğmaz; hiç soru sorulmamış olması ise Hukuk Genel Kurulunun bu olaydaki yaklaşımına göre yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Bu kararın oy çokluğuyla verildiği ve olayda davacının soruların doğru cevaplandığını kendisinin beyan ettiği de göz önünde tutulabilir.
İhlalin sonucu tek tip değildir. Riziko gerçekleşmeden önce sigortacı caymak veya prim farkı istemek arasında seçim yapabilir. Riziko gerçekleştikten sonra ise kanuna göre ihmal halinde indirim, kast ve bağlantı bulunması halinde ödememe, kast bulunup bağlantı kurulamaması halinde proporsiyon hesabı uygulanır. Yazıda anılan Hukuk Genel Kurulu ve 4. Hukuk Dairesi kararlarında buradaki kast, kötüniyet olarak değil bilerek bildirmeme olarak yorumlanmış; bağlantının ayrıntılı tıbbi inceleme ve bilirkişi raporuyla tespit edilmesi aranmıştır.
Uyuşmazlıklarda sigorta ettiren bakımından soru formunun içeriği, formu kimin doldurduğu ve cayma beyanının süresinde yapılıp yapılmadığı; sigortacı bakımından ise bildirilmeyen hususun önemi, sigorta ettirenin bu hususu bilip bilmediği ve riziko ile bağlantısı öncelikle incelenmesi gereken konular olarak görünmektedir.
Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.