Zum Inhalt

Dieser Artikel erscheint auf Türkisch.

Komplikasyon ile Tıbbi Hata Ayrımı

Veröffentlicht 13 Min. Lesezeit
Zusammenfassung

Hekim, tıbbi müdahalede kural olarak sonucu değil özenli davranmayı üstlenir; özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuç komplikasyon olarak nitelendirilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun aktarılan kararlarında komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla sorumluluğun doğmayacağı belirtilmiş, müdahalenin hastanın rızası alınarak yapılmış olması da kusurun yokluğu koşulları arasında sayılmıştır. Yazıda komplikasyon kavramı, geç müdahale, ispat yükü, bilirkişi raporunun denetimi ve aydınlatma ile ilişki anlatılmaktadır.

1. Giriş

Tıbbi bir müdahalenin ardından beklenmeyen bir sonuçla karşılaşan hasta veya yakınları, bu sonucun bir hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorgulayabilir. Hekim ve sağlık kuruluşu ise aynı sonucun, her türlü özene rağmen ortaya çıkabilen bir komplikasyon olduğunu savunabilir. Tıbbi kötü uygulama davasında tartışma bu iki kavramın ayrımı üzerinde toplanabilir.

Ayrım, sorumluluğun doğup doğmayacağını doğrudan etkiler. Hekim ile hasta arasındaki ilişki kural olarak vekalet sözleşmesi hükümlerine tabidir ve vekil, sonucun elde edilmesini değil, işi özenle yürütmeyi üstlenir. Bu nedenle olumsuz bir sonucun varlığı tek başına sorumluluk için yeterli sayılmaz; sonucun özen borcuna aykırı bir davranıştan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ayrıca araştırılır. Vekalet ilişkisi ve özen borcunun genel çerçevesi seride Hekimin Hukuki Sorumluluğu: Vekalet İlişkisi ve Özen Borcu başlığı altında anlatılmıştır.

Aşağıda önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun komplikasyon tanımı aktarılmış, ardından komplikasyonun yönetimi ve geç müdahale, ispat yükü ve bilirkişi raporunun rolü ile aydınlatma yükümlülüğüyle ilişki üzerinde durulmuştur.

2. Hukuki Çerçeve: Özen Borcu

TBK m. 502 uyarınca vekalet hükümleri, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, kanunda düzenlenmemiş iş görme sözleşmelerine de uygulanır. Hekimin özen borcunun ölçüsü TBK m. 506'da yer alır:

TBK m. 506 Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.

Hükümdeki ölçüt nesneldir: hekimin davranışı, benzer alanda hizmet veren basiretli bir hekimin göstereceği davranışla karşılaştırılır. Komplikasyon ile tıbbi hata ayrımı da bu karşılaştırmanın sonucuna bağlıdır. Özen borcuna uygun davranılmış ve buna rağmen istenmeyen sonuç doğmuşsa komplikasyon, özen borcuna aykırı davranılmışsa tıbbi hata (malpraktis) gündeme gelir.

Sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumlulukta kusur bakımından TBK m. 112'deki kural uygulanır:

TBK m. 112 Giderim borcu

Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

Bu hükmün ispat yüküne etkisi aşağıda 5. bölümde açıklanmıştır.

3. Yargıtay'ın Komplikasyon Kavramı

3.1. Öngörülebilirlik ve önlenebilirlik

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2021 tarihli kararı, bir diş hekiminin 2009 yılında yaptığı cerrahi müdahaleye ilişkin tazminat davasında verilmiştir. Yerel mahkeme, (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı direnmiş; Hukuk Genel Kurulu direnme kararını oy birliğiyle bozmuştur. Olay tarihinde 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olduğundan kararda bu Kanunun hükümleri uygulanmıştır. Kurul, komplikasyon ile meslek hatasını şu şekilde ayırmıştır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/680, K. 2021/449, T. 08.04.2021

Hekimin kusurunun, eylem ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının mevcut olup olmadığının tespitinde zararın/tehlikenin öngörülebilir ve önlenebilir olması gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır. Hekim, iyi bir sonuç elde etme olasılığı çok az olan durumlarda dahi yardımdan kaçınamaz. Tıbbi yardım ve müdahaleler tıp sanatının kurallarına uygunsa, hastanın fayda ve zararı onun rızası alınarak değerlendirilmişse, buna rağmen öngörülemeyen sonuç önlenememişse hekimin kusurunun varlığından bahsedilemeyecektir. … Hekimlik faaliyetinin kusurlu ifası meslek hatası (malpraktis) olarak ifade edilmektedir. … Malpraktis, komplikasyon kavramından farklıdır. Komplikasyon hekimin tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken herşeyi doğru yapmasına rağmen yine de istenmeyen bir sonucun meydana gelmesidir ve komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla, istenmeyen sonucun ortaya çıkmasında tıp ilminin genel kurallarının kusurlu ihlâli söz konusu olmadığından hekimin sorumluluğu doğmayacaktır.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Kararda Kurul, ayrıca davacının iddialarının değerlendirilebilmesi için klinik muayene ve tetkiklerin tamamlanması, ameliyatın olağan sonuçları dışında bir zararın bulunup bulunmadığının ve hekimin bu zararı doğurmaya elverişli bir kusurunun olup olmadığının ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. Aynı tanım, Kurulun aşağıda aktarılan 11.11.2021 tarihli kararında da tekrarlanmıştır.

3.2. Tanımın üç unsuru

Hukuk Genel Kurulunun kusura ilişkin açıklaması ile komplikasyon tanımı birlikte dikkate alındığında, istenmeyen bir sonuçtan sorumluluk doğmaması için üç unsurun arandığı değerlendirilebilir:

UnsurKararın ifadesiTartışılan soru
Müdahalenin tıp kurallarına uygunluğu"tıp sanatının kurallarına uygunsa"Endikasyon ve uygulama tekniği doğru mu?
Hastanın rızası"hastanın fayda ve zararı onun rızası alınarak değerlendirilmişse"Hasta bu risk konusunda aydınlatılmış mı?
Komplikasyonun yönetimi"komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla"Sonuç zamanında fark edilip uygun müdahale yapılmış mı?

Bu unsurlar, "komplikasyon" nitelendirmesinin tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Sonuç, tıp literatüründe bilinen bir komplikasyon olsa bile, ya müdahale öncesinde aydınlatmanın ya da müdahale sonrasında komplikasyon yönetiminin eksikliği sorumluluk sonucunu doğurabilir.

Kararda geçen "öngörülebilir ve önlenebilir" ölçütü de bu doğrultuda yorumlanabilir. Belirli bir müdahalenin bilinen riskleri, istatistiksel olarak öngörülebilir; ancak her türlü özene rağmen somut hastada önlenemeyebilir. Bu durumda tartışma, riskin hastaya önceden anlatılıp anlatılmadığına ve gerçekleştiğinde nasıl yönetildiğine yönelir. Buna karşılık özen gösterilseydi önlenebilecek bir sonuç, komplikasyon olarak değil, özen borcuna aykırılık olarak değerlendirilebilir.

4. Komplikasyonun Yönetimi ve Geç Müdahale

4.1. Zamanında teşhis yükümlülüğü

Komplikasyon yönetimi, istenmeyen sonucun zamanında fark edilmesini, hastanın bilgilendirilmesini ve uygun tedavinin gecikmeden uygulanmasını kapsar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.11.2021 tarihli kararında hekimin bu yöndeki yükümlülüğü şöyle tarif edilmiştir:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/995, K. 2021/11321, T. 11.11.2021

Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. … hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü hekimin olup, bu yükümlülüğün mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini ispat yükü davalılardadır.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Karar, 2015 yılında yapılan bir bel fıtığı ameliyatı sırasında oluşan damar yaralanmasına ilişkindir. Yerel mahkeme, yaralanmanın kusurdan kaynaklanmayan bir komplikasyon olduğunu, zamanında tespit edildiğini ve komplikasyon yönetiminin uygun olduğunu kabul ederek davayı reddetmişti. Daire, hükme esas alınan raporlardan birinde aydınlatılmış onamın şeklen uygun olmadığının belirtilmesi karşısında, aydınlatmanın gereği gibi yapılıp yapılmadığı konusunda uzman bir heyetten rapor alınması gerektiği gerekçesiyle kararı davacı yararına oy birliğiyle bozmuştur. Kararın aydınlatma yönü aşağıda 6. bölümde ayrıca değerlendirilmiştir.

4.2. Geç yapılan ikinci ameliyat

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.03.2025 tarihli kararı, 2015 yılında yapılan bir bel ameliyatına ilişkindir. Ameliyat sonrası çekilen tomografide bir vidanın konumunun uygun olmadığı görülmüş, düzeltme amaçlı ikinci ameliyat ise yaklaşık bir ay sonra yapılmıştır. Yerel mahkeme, ameliyat sonrası gelişen tablonun her türlü özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olduğunu, ancak ikinci ameliyatın geç yapılmasının komplikasyon yönetimi açısından uygun olmadığını kabul ederek manevi tazminata hükmetmiştir. Davalılar, gecikmenin hastanın kontrole gelmemesinden kaynaklandığını ve erken müdahalenin sonucu değiştirmeyeceğini ileri sürmüştür. Daire kararı oy birliğiyle onamıştır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2520, K. 2025/1825, T. 24.03.2025

denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli ATK raporunda belirtildiği üzere, davacının ikinci ameliyatının bir ay sonra yapılmasının komplikasyon yönetimi açısından uygun olmadığı, ikinci ameliyatın daha erken dönemde yapılmasının hastanın ağrısının daha çabuk geçmesini sağlayabileceği, hekimin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığı, bu nedenle davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığının

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Kararda ana sonuç komplikasyon olarak kabul edilmiş, buna rağmen, geç müdahalenin hastanın ağrısının daha uzun sürmesine yol açabileceği değerlendirmesiyle manevi tazminat onanmıştır. Bu yaklaşım, sorumluluğun komplikasyonun kendisine değil, komplikasyon yönetimindeki eksikliğin yol açtığı zarara bağlanabileceğini göstermektedir. Daire başka bir kararında da, safra kesesi ameliyatından sonra hastanın şikayetlerine müdahale edilmemesini komplikasyon yönetiminde hata olarak değerlendiren raporlara dayanan tazminat hükmünü onamıştır.

4.3. Komplikasyonun teşhis edilmemesi ve bilgilendirme eksikliği

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 06.10.2025 tarihli kararı, 2016 yılında kulak akıntısı şikayetiyle başvuran bir hastaya yapılan kulak ameliyatından sonra gelişen yüz felcine ilişkindir; davalılar, hastanın uzun süredir kronik orta kulak iltihabı hastası olduğunu ve aynı bölgeden daha önce de ameliyat olduğunu savunmuştur. Daire'nin değerlendirmesine göre hasta, müdahale öncesinde olası komplikasyonlar konusunda bilgilendirilmiş ve yazılı onayı alınmıştır. Buna rağmen Daire, davalı doktor ve özel sağlık kuruluşunu tazminattan sorumlu tutan Bölge Adliye Mahkemesi kararını oy birliğiyle onamıştır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/1414, K. 2025/4552, T. 06.10.2025

somut olayda ameliyat sonrası gelişen durumun, kulak ve parotis bezine yönelik cerrahi girişimler sonrası komplikasyon olarak gerçekleşebildiği, bu komplikasyonlar konusunda davacının bilgilendirildiği ve yazılı onayının alındığı, komplikasyonların hekim hatası kapsamında olmadığı, ancak operasyonu yapan hekimin gelişebilecek komplikasyonlar yönünden sonrasında hastayı takip ve kontrol etmesi, komplikasyon gelişmesi durumunda komplikasyona müdahale etmesi, hastayı konu hakkında bilgilendirmesi gerektiği, somut olayda davalı doktor tarafından davacının ameliyat sonrası gelişen komplikasyon hakkında bilgilendirildiğinin ve cerrahi tedavi önerisinde bulunulduğunun tıbbi belgelerle kanıtlanamadığı … komplikasyon yönetimi basamağında ihmal bulunduğu, davalı doktorun davacıya uygulamış olduğu tedavide kusurlu olduğu, davalı hastanenin de istihdam eden sıfatı ile sorumluluğunun bulunduğu

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Karar iki bakımdan önemlidir. Birincisi, müdahale öncesindeki aydınlatma ile müdahale sonrasındaki bilgilendirme ayrı yükümlülükler olarak değerlendirilmiştir; ilkinin yerine getirilmiş olması ikincisindeki eksikliği gidermemiştir. Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli kararında da aydınlatma yükümlülüğünün tedavi sonrasında yapılması gerekenleri kapsadığı belirtilmiştir; bununla birlikte ameliyat sonrası bilgilendirme eksikliğinin tek başına sorumluluk doğurup doğurmayacağı, somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilebilir. İkincisi, ameliyat sonrası bilgilendirme ve tedavi önerisinin "tıbbi belgelerle kanıtlanamadığı" tespiti, kayıt tutmanın ispat bakımından önemini göstermektedir. Sağlık kuruluşu da çalıştırdığı hekimin kusurundan sorumlu tutulmuştur; özel ve kamu sağlık kuruluşlarının sorumluluğu seride ayrıca Özel Hastane ve Kamu Hastanesinin Sorumluluğu başlığı altında ele alınmıştır.

5. İspat Yükü ve Bilirkişi Raporunun Rolü

5.1. Kim neyi ispat eder

TBK m. 112 uyarınca sözleşmeye aykırılıkta borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe sorumludur. Ancak bu karine, sorumluluğun diğer unsurlarının ispatını hastanın üzerinden kaldırmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli kararında bu ayrım şöyle ortaya konulmuştur. Karar, 2009 yılında bir ameliyat sonrasında yapılan ağrı kesici enjeksiyonun ardından gelişen kalıcı sinir hasarına ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 96, bugünkü TBK m. 112'nin karşılığıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/849, K. 2021/1385, T. 11.11.2021

Kural olarak herkes hakkını dayandırdığı olayları ispat etmek zorundadır (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 6; HMK, m. 190/1). Ancak sözleşmeden doğan sorumlulukta yukarıda bahsi geçen BK’nın 96. maddesi ile kanun koyucu borçlu aleyhine bir karine koymuş ve kusur yönünden ispat yükünü ters çevirmiştir. Ne var ki bu noktada şu husus göz ardı edilmemelidir: Kusur dışında kalan sözleşmenin ihlâli, zarar ve uygun illiyet bağı gibi unsurların varlığını ispat yükü yine alacaklıya düşmektedir (Eren, s.1055). … Ne var ki dosya kapsamında alınan raporlar hüküm kurmaya elverişli kabul edilemez. Her iki rapordaki tespite göre dava konusu hasarın enjeksiyondan kaynaklandığı çekişmesiz hâle gelmiş ise de; bunda sorumluluğu gerektirir kusurun mevcut olup olmadığı yukarıda (48 ve 49. bentlerde) yapılan açıklamalar çerçevesinde ortaya konulmamıştır. … Bu hâlde; sonuç olarak varılan kanaatin dosya kapsamına uygun olup olmadığı denetlenemediği gibi, tarafların iddia ve savunmalarının hukuken karşılandığından da bahsedilemeyeceğinden yeniden, daha ayrıntılı bir inceleme yapılması; buna ek olarak, somut olayda yapılan enjeksiyon davacıya uygulanan cerrahi müdahalenin kapsamında kaldığından davacının olası riskler konusunda aydınlatılıp aydınlatılmadığının da

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Bu karar da direnme üzerine verilmiştir. Yerel mahkeme, alınan raporlarda kusur tespit edilmediğini belirterek davayı reddetmiş ve (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu direnme kararını değişik gerekçeyle ve ikinci görüşmede oy çokluğuyla bozmuştur. Kurul görüşmelerinde, üniversite hastanesinden alınmış bir kurul raporu da dahil olmak üzere tüm raporlarda olayın malpraktis sayılmadığı, yeni bir rapora gerek bulunmadığı, onamın alınmadığı iddiasının yargılamada vakıa olarak ileri sürülmediği ve kendiliğinden dikkate alınamayacağı, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçeyle onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

5.2. "Komplikasyon" ifadesinin yeterliliği

Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli kararı, bir raporda sonucun "komplikasyon" olarak nitelendirilmesinin mahkeme bakımından yeterli sayılmadığını göstermektedir. Kurul, raporların vardıkları sonucun gerekçesini, özellikle davacının olayın oluşuna ilişkin anlatımını ve tanık beyanlarını tartışmadığını, bu nedenle denetlenemediğini kabul etmiştir. Aynı kararda Kurul, mahkemenin bilirkişiden hangi teknik hususların aydınlatılmasını istediğini açıkça belirlemesi ve bilirkişinin de vardığı sonucun gerekçesini açıklaması gerektiğini, HMK m. 273 ve 279/2 hükümlerine dayanarak belirtmiştir.

Bilirkişiye başvurmanın dayanağı HMK m. 266'dır:

HMK m. 266 Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller

(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.

Komplikasyon ile tıbbi hata ayrımı tıbbi bir değerlendirme gerektirdiğinden, ayrımın yapılmasında bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporları önemli bir yer tutar. Bununla birlikte, aktarılan kararlarda raporun ulaştığı nitelendirme ile sorumluluğa ilişkin hukuki değerlendirme birbirinden ayrı tutulmuştur: rapor, müdahalenin tıp kurallarına uygun olup olmadığını ve sonucun bilinen bir risk olup olmadığını açıklar; aydınlatmanın yapılıp yapılmadığı, ispat yükü ve illiyet bağına ilişkin hukuki değerlendirme gibi konularda ise karar mahkemeye aittir. Bilirkişi incelemesinin usulü, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve Adli Tıp Kurumu raporunun yeri seride Tıbbi Kötü Uygulama Davalarında Bilirkişi, Adli Tıp ve İspat başlığı altında ayrıca ele alınmıştır.

6. Aydınlatma Yükümlülüğü ile İlişki

Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2021 ve 11.11.2021 tarihli kararlarında, komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla sorumluluğun doğmayacağı belirtilmiş; aynı kararlarda müdahalenin hastanın rızası alınarak yapılmış olması da kusurun yokluğu koşulları arasında sayılmıştır. Bu nedenle bilinen bir komplikasyon, hastaya önceden anlatılmamışsa sorumluluk tartışmasının konusu olabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.11.2021 tarihli kararında aktarıldığı üzere, Hasta Hakları Yönetmeliğinin bilgilendirmenin kapsamını düzenleyen 15. maddesi de muhtemel komplikasyonları hastaya verilecek bilgiler arasında saymaktadır.

Aynı kararda Daire, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün davalılarda olduğunu belirtmiş; raporda aydınlatılmış onamın şeklen uygun olmadığının tespit edilmesi karşısında, bu eksikliğin "istenmeyen sonuca etkisi olmadığı" değerlendirmesini yeterli görmemiştir. Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli kararında da enjeksiyonun cerrahi müdahalenin kapsamında kaldığı belirtilerek hastanın olası riskler konusunda aydınlatılıp aydınlatılmadığının gözetilmesi istenmiştir.

Buna karşılık aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığı ve komplikasyonun iyi yönetildiği durumlarda, komplikasyon nitelendirmesi sorumluluğun reddine götürebilir. Aydınlatmanın içeriği, şekli ve ispatı seride Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hastanın Rızası başlığı altında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Aydınlatma eksikliğine dayanan iddianın yargılamanın hangi aşamasında ileri sürüldüğü de önemli olabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.02.2025 tarihli kararında, davacının aydınlatılmış onama ilişkin iddialarını iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı başladıktan sonra ileri sürdüğü, onama gerekçeleri arasında belirtilmiştir; bu karar seride Estetik Ameliyatlarda Hekimin Sorumluluğu başlıklı yazıda aktarılmıştır. Dairenin bu yönde başka kararları da bulunmaktadır. Bu kararlar karşısında, aydınlatma eksikliğine ilişkin iddianın dava dilekçesinde ileri sürülmesi gündeme gelebilir. Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli kararındaki karşı görüşte de onamın alınmadığı iddiasının vakıa olarak ileri sürülmediği ve kendiliğinden dikkate alınamayacağı savunulmuş, ancak bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

7. Sonuç

Hekim, TBK m. 506 uyarınca basiretli bir hekimden beklenen özeni göstermekle yükümlüdür; sonucun elde edilmesini kural olarak üstlenmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021 tarihli iki kararında komplikasyon, hekimin her şeyi doğru yapmasına rağmen istenmeyen bir sonucun meydana gelmesi olarak tanımlanmış ve komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla hekimin sorumluluğunun doğmayacağı belirtilmiştir. Her iki karar da direnme üzerine verilmiştir; 2017/680 E. sayılı karar oy birliğiyle, 2018/849 E. sayılı karar ise oy çokluğuyla verilmiştir.

Aktarılan 3. Hukuk Dairesi kararlarında, sonucun komplikasyon olarak nitelendirildiği olaylarda dahi, ikinci ameliyatın geç yapılması ve ameliyat sonrası gelişen tablonun teşhis edilmemesi ve hastaya bildirilmemesi komplikasyon yönetiminde eksiklik olarak değerlendirilmiş, sorumluluğa hükmedilmesi onanmıştır. Aydınlatmanın gereği gibi yapıldığını ispat yükü ise 3. Hukuk Dairesinin 2021 tarihli kararında hekim ve sağlık kuruluşuna yüklenmiştir.

İspat bakımından TBK m. 112 kusuru karine olarak kabul etmekle birlikte, sözleşmeye aykırılık, zarar ve illiyet bağının ispatı kural olarak hastaya aittir. Bilirkişi raporunda sonucun "komplikasyon" olarak nitelendirilmesi, Hukuk Genel Kurulunun 2018/849 E. sayılı kararında, gerekçesi açıklanmadıkça ve taraf iddialarını karşılamadıkça hüküm kurmaya yeterli görülmemiştir.

Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.