Dieser Artikel erscheint auf Türkisch.
Sigorta Hukukunda Zamanaşımı
Sigorta sözleşmesinden doğan istemler kural olarak muacceliyetten itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar; muacceliyetin ne zaman gerçekleştiği ise ihbar ve belgelerin teslimine bağlıdır. Trafik kazalarından doğan talepler ile rücu davalarında KTK m. 109'daki özel süreler, fiil suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı gündeme gelir.
1. Giriş
Sigorta uyuşmazlıklarında davanın esasına girilmeden reddedilmesine yol açabilen sebeplerden biri zamanaşımıdır. Kasko tazminatını geç isteyen sigortalı, trafik kazasından yıllar sonra tazminat talep eden zarar gören ya da ödediği tazminatı geri almak için geç harekete geçen sigortacı aynı sorunla karşılaşabilir.
Sigorta hukukunda tek bir zamanaşımı süresi yoktur. Türk Ticaret Kanunu (TTK), sigorta sözleşmesinden doğan istemler için genel bir süre öngörmüş, sorumluluk sigortalarında zarar görenin doğrudan talebi için ayrı bir düzenleme yapmış ve diğer kanunlardaki hükümleri saklı tutmuştur. Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m. 109 ise motorlu araç kazalarından doğan talepler için özel kurallar içerir. Hangi sürenin uygulanacağı, talebin kim tarafından, kime karşı ve hangi hukuki ilişkiye dayanılarak ileri sürüldüğüne göre değişir.
Aşağıda sigorta sözleşmesinden doğan istemler, trafik kazalarından doğan talepler, uzamış ceza zamanaşımı, zamanaşımının kesilmesi ve rücu davaları ayrı başlıklar altında incelenmiştir.
2. Sigorta Sözleşmesinden Doğan İstemler
2.1. Genel kural: TTK m. 1420
(1) Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (2) Diğer kanunlardaki hükümler saklıdır.
Hükümde iki süre vardır. İki yıllık süre alacağın muaccel olduğu tarihten, altı yıllık üst süre ise rizikonun gerçekleştiği tarihten başlar. Bu süreler, sigortalının kendi sigortacısına karşı ileri sürdüğü istemler için uygulanır; kasko, yangın, ferdi kaza, hayat gibi sigortalarda sigorta tazminatı veya bedeli bu hükme tabidir. Sigortacının prim alacağı gibi sözleşmeden doğan diğer istemler de iki yıllık süreye tabidir.
2.2. Muacceliyet ne zaman gerçekleşir?
İki yıllık sürenin başlangıcı rizikonun gerçekleştiği gün değil, alacağın muaccel olduğu gündür. Muacceliyet ise TTK m. 1427'de düzenlenmiştir:
(2) Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bir ferdi kaza sigortası uyuşmazlığında zamanaşımının başlangıcını bu hüküm üzerinden hesaplamıştır:
Kaza sigortası niteliği itibariyle meblağ (can) sigortalarından sayıldığı için sigortacının sigorta bedelini ödeme borcu TTK m. 1427/2’ye göre bu bildirimi aldıktan en fazla onbeş gün geçtikten sonra yasal olarak muaccel olacaktır. İşte sigorta bedelinin talebine ilişkin dava açma hakkı da bu muacceliyet tarihine göre belirlenecektir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
TTK m. 1427/2'ye göre sigorta tazminatı veya bedeli, belgelerin verilmesinden sonra sigortacının araştırmaları bitince, her halde ise ihbardan kırk beş gün (can sigortalarında on beş gün) sonra muaccel olur:
Muacceliyet = Araştırmaların bittiği tarih; en geç ihbar tarihi + 45 gün (can sigortalarında + 15 gün)
Kararda kaza tarihi 05.04.2015 olarak belirlenmiş, ihbar tarihine ise yer verilmemiştir. Daire, ihbar tarihi yerine genel şartlardaki beş günlük ihbar süresinin sonu olan 10.04.2015'i esas almış, buna on beş gün ekleyerek muacceliyeti ve zamanaşımının başlangıcını 25.04.2015 olarak kabul etmiş ve 24.04.2017 tarihinde yapılan başvurunun iki yıllık süre içinde olduğu sonucuna varmıştır. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmişse, kanun gereği bu süre işlemez.
Süre kaza gününden başlatılarak hesaplanırsa muacceliyet anı gözden kaçabilir. Yukarıdaki karar, muacceliyet anının ihbar ve belge teslimine bağlı olduğunu ve bunun süre hesabını değiştirebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte ihbarın hiç yapılmadığı veya geciktirildiği durumlarda başlangıç tarihinin nasıl belirleneceği her olayın koşullarına göre değerlendirilir. İhbar tarihi bilinmediğinde genel şartlardaki ihbar süresinin sonunun esas alınması ise bu karardaki somut olaya özgü bir hesap olup, bunun Dairenin yerleşik bir uygulamasını yansıtıp yansıtmadığı ayrıca değerlendirilebilir.
2.3. Sorumluluk sigortasında zarar görenin talebi
Sorumluluk sigortalarında zarar gören, sigortacıya doğrudan başvurabilir (TTK m. 1478). Bu talep için TTK ayrı bir süre öngörmüştür:
(1) Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar.
Zorunlu trafik sigortası bakımından ise motorlu araç kazalarına özgü olan KTK m. 109, özel hüküm niteliği nedeniyle kural olarak öncelikle uygulanır.
3. Trafik Kazalarından Doğan Talepler: KTK m. 109
3.1. Kanuni düzenleme
Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.
Madde dört ayrı kural içerir: iki ve on yıllık temel süreler, uzamış ceza zamanaşımı, zamanaşımının kesilmesinin tazminat yükümlüsü ile sigortacı arasında karşılıklı etkisi ve tazminat yükümlüleri arasındaki rücu için ayrı bir süre. Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının C.8 maddesi de aynı düzenlemeyi tekrar etmektedir. Haksız fiiller için genel hüküm olan Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 72 de iki ve on yıllık süreleri ve ceza zamanaşımı istisnasını benzer şekilde düzenlemiştir:
Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
3.2. Zararın öğrenilmesi
İki yıllık süre, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihte başlar. Bedensel zararlarda, maluliyet oranını gösteren raporun tarihinin bu bakımdan esas alınıp alınmayacağı tartışma konusu olabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yakın tarihli bir kararında bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır:
Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Zararın öğrenilmesi kavramıyla kastedilen ise, haksız fiil nedeniyle oluşan bedensel zararın kapsamının öğrenilmesi olup, bu bedensel zararın sebep olacağı maluliyet oranının belirlendiği tarihin, zararın öğrenilmesi kavramına bir etkisi yoktur. Bedensel zararın gerçekleşmesi ve bu yaralanmayla ilgili tedavinin tamamlanması ile zararın kapsamının belli olduğu kabul edilmelidir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Kararda benimsenen yaklaşıma göre, maluliyet raporunun yıllar sonra alınması iki yıllık sürenin başlangıcını kendiliğinden ertelemez. Dairenin başka kararlarında da sürenin, tedavinin tamamlandığı veya varsa gelişen durumun sona erdiği tarihten başlatıldığı görülmektedir. Tedavinin ne zaman tamamlandığı ve gelişen bir durum bulunup bulunmadığı ise her olayda tıbbi belgelere göre ayrıca belirlenir.
3.3. Uzamış ceza zamanaşımı
Trafik kazaları taksirle yaralama veya öldürme ya da trafik güvenliğini tehlikeye sokma gibi suçları da oluşturabilir. KTK m. 109/2 uyarınca bu durumda ceza kanunundaki daha uzun süre tazminat talebi için de uygulanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu sürenin uygulanma şartlarını şöyle açıklamıştır:
Vurgulamakta yarar vardır ki, 2918 sayılı KTK'nın 109/II. maddesine göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Hukuk Genel Kurulu aynı kararda, ceza zamanaşımının sürücü ile işleten gibi sorumlular arasında ayrım yapılmaksızın uygulanacağını ve eylemin suç teşkil edip etmediğinin kural olarak hukuk hakimi tarafından belirleneceğini de belirtmiştir. Kararın konusu olan olayda, tek taraflı kazada kendi tam kusuruyla ölen sürücünün eyleminin trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Sürücünün yakınlarının açtığı dava, olay tarihinden sekiz yıldan fazla süre sonra açıldığından bu süre de geçmiş; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin direnme kararı değişik gerekçeyle ve oy çokluğuyla onanmıştır. Uzamış süre zarar görene daha uzun bir süre tanır; ancak bu süre de dolmuşsa talep zamanaşımına uğramış sayılır.
4. Zamanaşımının Kesilmesi
KTK m. 109/3 uyarınca tazminat yükümlüsüne karşı kesilen zamanaşımı sigortacıya karşı da kesilmiş olur; sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı da tazminat yükümlüsü bakımından kesilmiş sayılır. Maddenin son fıkrası uyarınca diğer hususlarda genel hükümler, yani TBK m. 154 ve devamı uygulanır. TBK m. 154'e göre borçlunun borcu ikrar etmesi (ör. kısmi ödeme yapması) ve alacaklının dava açması, icra takibi başlatması veya hakeme başvurması zamanaşımını keser; kesilmeyle birlikte süre yeniden işlemeye başlar.
İcra takiplerinde, takibin yapıldığı icra dairesinin yetkili olup olmaması ve takip dosyasında işlem yapılmadan geçen süreler önemli olabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kasko sigortacısının sigortalısına ödediği tazminatı halefiyet yoluyla zarara sebep olan aracın işleteninden istemek için başlattığı ve yetkisiz icra dairesinde uzun süre işlemsiz kalan bir takipte, yetkili icra dairesine gönderilmesine kadar geçen dönemde zamanaşımını kesecek nitelikte bir işlem bulunmadığını ve KTK m. 109'un son fıkrasındaki iki yıllık sürenin dolduğunu kabul etmiştir (Yargıtay HGK, E. 2019/855, K. 2020/1001, T. 08.12.2020). Karar, direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması yönünde, ikinci görüşmede oy çokluğuyla verilmiştir.
Yetkisiz icra dairesine yapılan takip talebi ile de zamanaşımı kesilir. Yetkisiz icra dairesindeki borçlunun kabulü dışındaki hiçbir takip işlemi, yetkili icra dairesince geçerli sayılamaz. … Yetkisiz icra dairesine yapılan takip talebi ile kesilen zamanaşımında, yetkisiz icra dairesindeki borçlunun kabulü dışındaki hiçbir takip işlemi, yetkili icra dairesince geçerli sayılamayacağından, diğer işlemler de geçerli değildir. KTK109/2. maddesine öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden, BK 136/2. maddesi delaletiyle zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmelidir.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
5. Rücu Davalarında Zamanaşımı
Rücu davalarında hangi sürenin uygulanacağı, rücunun dayanağına göre değişir:
- Halefiyete dayanan rücu: Sigortacı, ödediği tutar kadar sigortalısının yerine geçer (TTK m. 1472). Bu talepte sigortalının zarar sorumlusuna karşı tabi olduğu sürenin mi, yoksa KTK m. 109/4'teki iki yıllık sürenin mi uygulanacağı tartışmalıdır. Halefiyetin genel esasları için Sigortacının Halefiyeti ve Rücu Hakkı makalesine bakılabilir.
- Tazminat yükümlüleri arasındaki rücu: KTK m. 109/4 uyarınca, kendi yükümlülüğünü tam olarak yerine getirdiği ve rücu edilecek kişiyi öğrendiği günden başlayarak iki yıl.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yukarıda değinilen 2019/855 E. sayılı kararında kasko sigortacısının halefiyete dayanan rücu alacağına KTK m. 109'un son fıkrasındaki iki yıllık süreyi uygulamıştır. Görüşmeler sırasında ve karşı oylarda, somut olayda sekiz yıllık ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği ve sürenin dolmadığı yönündeki görüşler ileri sürülmüş, ancak Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de sağlık sigortası kapsamında trafik kazası sonucu yaralanan sigortalılarına tedavi gideri ödeyen sigortacının bu giderleri trafik sigortacısından ve Sosyal Güvenlik Kurumundan istediği bir davada KTK m. 109/4'ü uygulamıştır:
2918 Sayılı KTK.’nun 109/4. maddesinde motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarının, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmıştır.
Kaynak: Yargıtay Karar Arama (Erişim Tarihi: 17.10.2026)
Daire, bu çerçevede ödeme tarihlerinden itibaren iki yıllık sürenin dolduğu ödemeler bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğine karar vermiştir. Bu karar da oy çokluğuyla verilmiştir. Karşı oyda, halefiyette sigortacının sigortalısının yerine geçtiği, bu nedenle sigortalının zarar sorumlusuna karşı tabi olduğu süreden, bu arada ceza zamanaşımından da yararlanması gerektiği görüşü, eski bir içtihadı birleştirme kararına da dayanılarak savunulmuştur.
Bu iki kararda halefiyet yoluyla rücu eden sigortacının talebine KTK m. 109/4'teki iki yıllık süre uygulanmış, sigortalının süresinin esas alınması gerektiği görüşü ise karşı oylarda kalmıştır. Her iki kararın da oy çokluğuyla verilmiş olması, konunun tartışmalı olmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle rücu davalarında iki yıllık sürenin dolmasından önce harekete geçilmesi, uygulamada temkinli bir yol olarak değerlendirilebilir.
6. Özet Tablo
| Talep | Uygulanan hüküm | Süre | Başlangıç |
|---|---|---|---|
| Sigortalının kendi sigortacısından tazminat/bedel talebi | TTK m. 1420 | 2 yıl; her halde 6 yıl | Muacceliyet (TTK m. 1427); üst süre için riziko tarihi |
| Zarar görenin sorumluluk sigortacısına doğrudan talebi | TTK m. 1482 | 10 yıl | Sigorta konusu olay |
| Trafik kazasından doğan tazminat talebi | KTK m. 109/1 | 2 yıl; her halde 10 yıl | Zararın ve sorumlunun öğrenilmesi; üst süre için kaza günü |
| Fiil suç oluşturuyorsa | KTK m. 109/2 | Ceza zamanaşımı süresi | Fiil tarihi |
| Tazminat yükümlüleri arasındaki rücu | KTK m. 109/4 | 2 yıl | Yükümlülüğün tam yerine getirilmesi ve rücu edilecek kişinin öğrenilmesi |
| Sigortacının halefiyete dayanan rücu talebi | KTK m. 109/4 (HGK 2019/855 E. ve 4. HD 2022/2541 E., oy çokluğuyla); karşı oylarda: sigortalının tabi olduğu süre | 2 yıl (karşı görüşe göre sigortalının süresi, varsa ceza zamanaşımı) | Ödeme ve rücu edilecek kişinin öğrenilmesi (karşı görüşe göre sigortalının süresinin başlangıcı) |
7. Sonuç
Sigorta hukukunda zamanaşımı, talebin niteliğine göre farklı kurallara bağlanmıştır. Sigortalının kendi sigortacısına karşı istemleri TTK m. 1420 uyarınca kural olarak muacceliyetten itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar; muacceliyet ise TTK m. 1427'ye göre ihbar ve belgelerin teslimine bağlı olarak belirlenir. Trafik kazalarından doğan taleplerde KTK m. 109 özel hüküm olarak uygulanmakta; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020 tarihli kararında uzamış ceza zamanaşımı için fiilin suç niteliği taşıması yeterli görülmüştür.
Rücu davalarında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 4. Hukuk Dairesi, oy çokluğuyla verdikleri kararlarda halefiyet yoluyla rücu eden sigortacının talebine KTK m. 109/4'teki iki yıllık süreyi uygulamıştır; karşı oylarda ise sigortacının sigortalısının tabi olduğu süreden, bu arada ceza zamanaşımından yararlanması gerektiği savunulmuştur. Bu yüzden sürenin başlangıcını belgeleyen tarihlerin (ihbar, belge teslimi, ödeme, tedavinin tamamlanması) tespit edilmesi ve en kısa sürenin dolmasından önce harekete geçilmesi uygulamada önem taşır.
Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.