# Hekimin Hukuki Sorumluluğu: Vekalet İlişkisi ve Özen Borcu

- Yazar: Av. Ersan Çetin
- Alan: Tıp Hukuku
- Yayın: 2026-10-17
- Son güncelleme: 2026-10-17
- Kaynak: https://ersancetin.av.tr/makaleler/tip-hekimin-hukuki-sorumlulugu/

> Hekim ile hasta arasındaki ilişki Yargıtay kararlarında kural olarak vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilir; hekim iyileşme sonucunu değil, bu sonuca yönelik özenli davranışı borçlanır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin aktarılan kararlarında hekimin meslek alanındaki hafif kusurlarından da sorumlu olduğu belirtilmiş, 07.05.2025 tarihli kararda ayrıca kusurun bölüştürülmesinin söz konusu olmayacağı ifade edilmiştir. Yazıda ilişkinin niteliği, özen borcunun ölçüsü, kusur, komplikasyon ayrımı ve ispat yükü anlatılmaktadır.

## 1. Giriş

Bir tedavinin beklenen sonucu vermemesi, hastada ve yakınlarında hekimin bir hata yapıp yapmadığı sorusunu doğurur. Hekim açısından ise aynı olay, hangi davranışın hukuken kusur sayılacağı ve sorumluluğun hangi ölçüyle belirleneceği sorusunu gündeme getirir. Bu soruların cevabı, önce hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine bağlıdır.

Türk Borçlar Kanunu (TBK) hekimlik sözleşmesini ayrıca düzenlemez. Yargıtay kararlarında bu ilişki kural olarak vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmekte ve hekimin sorumluluğu TBK m. 502 vd. hükümlerine, özellikle m. 506'daki özen borcuna dayandırılmaktadır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ise hekimlik mesleğinin kimler tarafından ve hangi koşullarla yürütüleceğini düzenler; hastanın rızasına ilişkin m. 70 ile tıbbi kötü uygulama sigortasına ilişkin Ek m. 12 de bu Kanunda yer alır.

Önce ilişkinin niteliği ve özen borcunun kanuni dayanağı açıklanmış, ardından Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında özen borcunun ölçüsü, kusurun türü ve ispat yükü ele alınmıştır. Hastanın aydınlatılması ve rızası seride ayrıca [Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hastanın Rızası](/makaleler/tip-aydinlatma-ve-hasta-rizasi/) başlığı altında incelenmektedir.

## 2. Hekim ile Hasta Arasındaki İlişkinin Niteliği

### 2.1. Vekalet sözleşmesi

Vekalet sözleşmesi TBK m. 502'de şöyle tanımlanır:

> **TBK m. 502 (Tanımı)**
>
> Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
> Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır.

Maddenin ikinci fıkrası, Kanunda ayrıca düzenlenmemiş iş görme sözleşmelerine vekalet hükümlerinin uygulanmasını öngörür. Hekimlik sözleşmesi de Kanunda adıyla düzenlenmemiştir. Aktarılan kararlarda hekim ile hasta arasındaki ilişkiye TBK m. 502 vd. hükümleri uygulanmıştır; m. 502/2 bu sonuca kanuni dayanak oluşturabilir.

Vekalet nitelendirmesinin temel sonucu, hekimin bir sonuç taahhüt etmemesidir. Hekim hastayı iyileştirmeyi değil, iyileşme amacına yönelik tıbbi faaliyeti tıp biliminin gereklerine uygun ve özenle yürütmeyi üstlenir. Bu nedenle tedavinin başarısız kalması kural olarak tek başına sorumluluk doğurmaz; sorumluluk, hekimin bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın özenli olmamasına bağlanır. Estetik amaçlı bazı müdahalelerde sözleşmenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği ayrı bir tartışmadır ve serinin estetik ameliyatlara ilişkin yazısının konusudur.

### 2.2. Özel hastane ve hastaneye kabul sözleşmesi

Hasta, serbest çalışan bir hekim yerine özel bir hastaneye de başvurabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.11.2024 tarihli kararında, özel hastaneye başvuran hasta ile hastane işleticisi arasında kurulan ilişki "hastaneye kabul sözleşmesi" olarak açıklanmıştır:

> **Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/144, K. 2024/565, T. 20.11.2024**
>
> Özel hastanelerde kural olarak hekim ile hasta arasında değil, hastane ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi vardır. Özel hastane ile hasta arasındaki sözleşme, Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş tipik bir sözleşme değildir. Özel hastaneye başvuran bir hasta veya kanuni temsilcisi ile yapılan ve özel hastane işleticisinin hem tıbbî hem de diğer mutad edimleri (oda, yiyecek, bakım vb otelcilik hizmetleri) yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeye hastaneye kabul sözleşmesi adı verilmektedir. … Kural olarak herkes hakkını dayandırdığı olayları ispat etmek zorundadır (4721 sayılı Kanun, md. 6; 6100 sayılı Kanun, md. 190/1). Ancak sözleşmeden doğan sorumlulukta yukarıda bahsi geçen 818 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesi ile kanun koyucu borçlu aleyhine bir karine koymuş ve kusur yönünden ispat yükünü ters çevirmiştir. Ne var ki bu noktada şu husus göz ardı edilmemelidir: Kusur dışında kalan sözleşmenin ihlâli, zarar ve uygun illiyet bağı gibi unsurların varlığını ispat yükü yine alacaklıya düşmektedir
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Kararda, Türk hukukunda hastaneye kabul sözleşmesinin asıl edimi olan tıbbi tedavi edimi bakımından vekalet hükümlerine tabi tutulduğu, diğer edimler bakımından ise ilgili sözleşme hükümlerinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Kararda hastanenin, sorumluluk şartlarının varlığı halinde yanında çalışan hekim, hemşire ve diğer sağlık görevlilerinin eylemlerinden de sorumlu olacağı belirtilmiştir; TBK m. 116 da borçlunun, borcun ifasını bıraktığı yardımcı kişilerin işi yürüttükleri sırada verdikleri zarardan sorumlu olduğunu düzenler.

Karar, 2004 yılında özel bir hastanede doğan bir bebekte topuk kanı testinin yapılmaması ve doğumdan sonra çocuğu takip eden çocuk hekiminin gelişim geriliğini zamanında tespit edememesi iddiasına ilişkindir. Olay tarihi nedeniyle uyuşmazlığa 818 sayılı Borçlar Kanunu uygulanmış, kararda da bu Kanunun hükümlerine atıf yapılmıştır. Yerel mahkeme davayı kısmen kabul etmiş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı bozmuş, ilk derece mahkemesi bozma kararına karşı direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, 2004 yılında özel hastanelerin topuk kanı alma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığının ilgili makamlardan araştırılması ve taraf itirazlarını karşılayan bir bilirkişi heyeti raporu alınması gerektiği gerekçesiyle direnme kararını değiştirilmiş ve genişletilmiş gerekçeyle bozmuştur. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Görüşmeler sırasında, hekimin gelişim geriliğini tespit edip gerekli testleri sorgulaması, hastanenin de tarama testini yapması gerektiği, bu nedenle davalıların zarardan sorumlu olduğu ve direnme kararının yerinde bulunduğu görüşü ileri sürülmüş, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

### 2.3. Kamu hastanesinde durum

Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli bir başka kararında, devlet, üniversite, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait hastanelerle hekimler arasındaki ilişkinin kamusal nitelikte olduğu ve bu hastanelerde hasta ile hekim arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı belirtilmiştir. Aynı karar, aydınlatma yükümlülüğü yönünden seride [Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hastanın Rızası](/makaleler/tip-aydinlatma-ve-hasta-rizasi/) başlıklı yazıda aktarılmıştır; kamu hastanesine ilişkin bu tespit orada ayrıca alıntılanmamıştır. Kamu hastanesinde verilen hizmetten doğan zararlarda davanın kime karşı ve hangi yargı yerinde açılacağı ayrı kurallara tabidir; bu konu serinin hastanelerin sorumluluğuna ilişkin yazısında incelenmektedir.

## 3. Özen Borcu ve Ölçüsü

### 3.1. TBK m. 506

Vekilin özen borcu TBK m. 506'da düzenlenmiştir:

> **TBK m. 506 (Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme)**
>
> Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
> Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
> Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.

Üçüncü fıkra, özen borcunun ölçüsünü nesnel bir ölçüte bağlar: hekimin davranışı, kendi kişisel bilgi ve deneyimiyle değil, "benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin" göstermesi gereken davranışla karşılaştırılır. Bu ölçüt, uzman hekim bakımından kendi uzmanlık alanındaki basiretli bir uzmanın davranışı olarak değerlendirilebilir. Hangi davranışın bu ölçüye uygun olduğu ise tıbbi bir değerlendirme gerektirdiğinden, mahkemeler bu konuda bilirkişi incelemesine başvurur. Bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporlarının değerlendirilmesi seride ayrıca anlatılmaktadır.

### 3.2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yaklaşımı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.10.2023 tarihli kararında, özen borcunun içeriği şöyle açıklanmıştır:

> **Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/457, K. 2023/2550, T. 05.10.2023**
>
> Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir … Titiz bir özen göstermeyen vekil, T.B.K. 506/2 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Karar, 2018 yılında özel bir hastanenin acil servisine başvuran ve taburcu edildikten kısa süre sonra hayatını kaybeden bir hastaya ilişkindir. Davacıların anlatımına göre hasta titreme ve üşüme şikayetiyle başvurmuş, hekim kan tahlili ve kültür istemeden hastayı taburcu etmiştir; davalılar ise hastanın baş ve karın ağrısıyla başvurduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi Adli Tıp Kurumu raporlarına dayanarak davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi esasa yönelik istinaf sebeplerini yerinde görmeyerek kararı yalnız harç ve vekalet ücreti yönünden kaldırıp yeniden hüküm kurmuştur. Daire, raporların davacıların itirazlarını karşılamadığı gerekçesiyle, aralarında enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji uzmanının da bulunduğu üniversite öğretim üyelerinden oluşacak bir bilirkişi kurulundan rapor alınması için bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. Karar oy çokluğuyla verilmiş; karşı oyda, alınan rapor çerçevesinde ölüm sebebinin hekim hatasına dayanmadığı ve kararın onanması gerektiği görüşü yer almıştır.

Kararda aktarılan ölçütler, yani tereddüt halinde araştırma yapma, koruyucu tedbir alma ve hasta için en az riskli yolu seçme, özen borcunun somut görünümleri olarak değerlendirilebilir. Bu ölçütlerin bir olayda ihlal edilip edilmediği ise dosyadaki tıbbi kayıtlar ve bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Aynı ölçütler Dairenin başka kararlarında da benzer ifadelerle yer almaktadır.

## 4. Kusurun Her Türünden Sorumluluk

### 4.1. TBK m. 114 ve hafif kusur

Sözleşmeye aykırılıkta borçlunun hangi kusurdan sorumlu olduğu TBK m. 114'te düzenlenir:

> **TBK m. 114 (Sorumluluğun ve giderim borcunun kapsamı)**
>
> Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur.
> Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. …

Hekim de bu kurala tabidir: kast ve ağır ihmal yanında hafif ihmal de sorumluluk doğurabilir. Ayrıca TBK m. 115/3 uyarınca, uzmanlığı gerektiren ve ancak kanun ya da yetkili makamların izniyle yürütülebilen bir hizmet, meslek veya sanatta, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Hekimlik, 1219 sayılı Kanun m. 1 uyarınca tıp fakültesi diploması şartına bağlı bir meslek olduğundan, hasta ile önceden yapılan bir sorumsuzluk anlaşmasının hafif kusuru da kapsayacak biçimde geçerli olmayacağı değerlendirilebilir.

### 4.2. Kusur oranının bölüştürülmesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.05.2025 tarihli kararı, hafif kusurdan sorumluluk ilkesinin tazminatın hesabına etkisini gösterir:

> **Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2150, K. 2025/2658, T. 07.05.2025**
>
> Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. … Yukarıda da açıklandığı üzere davalılar vekilin özen yükümlülüğü kapsamında hafif ihmallerinden dahi kusurlu olup kusurun bölüştürülmesi söz konusu olayacağından davalılara 1/8 oranında kusur yükleyen rapor hüküm kurmaya elverişli değildir.
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Olay 2012 yılında, gebeliğinin 17. haftasında karın ağrısı ve ateş şikayetiyle özel bir hastaneye başvuran ve tedavi sürecinde hayatını kaybeden bir hastaya ilişkindir. Davacılar, hastanın eşi ve çocuğudur. Davalılar hekim ve hastane işleticisidir. Kök bilirkişi raporunda hekimin tıbbi uygulamalarında özen eksikliği bulunmadığı bildirilmiş; ek raporda ise serviste uygulanan tedaviye ilgili uzman hekime danışılarak daha erken başlanmamasının bir eksiklik olduğu ve bu eksikliğin zarara etkisinin 1/8 olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi hekim yönünden kusur bulmamış; hastaneyi organizasyon eksikliği nedeniyle %20 oranında kusurlu sayarak maddi tazminatın bu kısmına hükmetmiş, manevi tazminat taleplerini ise hastane yönünden kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Daire, davalıların vekilin özen yükümlülüğü kapsamında hafif ihmallerinden dahi kusurlu olduğunu ve kusurun bölüştürülmesinin söz konusu olmayacağını belirterek, bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış ve farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınması için ilk derece mahkemesi kararını davacılar yararına oy birliğiyle bozmuştur.

Karar, davalıların özensizliği tespit edildiğinde, bu özensizliğin zararın oluşumundaki payına göre tazminatın oransal olarak indirilmesinin Daire tarafından kabul edilmediğini göstermektedir. Dairenin, vekilin en hafif kusurundan dahi tam sorumlu olduğunu belirten başka bir kararı da bulunmaktadır; ancak oransal indirim konusunda bu kararların yerleşik bir uygulama oluşturduğunu söylemek güç olabilir. Öte yandan özensizlik ile zarar arasındaki illiyet bağının bulunup bulunmadığı ayrı bir meseledir; bilirkişi raporunun bu iki konuyu ayrı ayrı açıklaması beklenebilir. Hastanın kendi davranışının zararın doğmasına etkisi ise TBK m. 52 çerçevesinde ayrıca değerlendirilebilir.

### 4.3. Komplikasyon ile kusur ayrımı

Her istenmeyen sonuç kusurun varlığını göstermez. Hukuk Genel Kurulunun yukarıda aktarılan 2024 tarihli kararında, malpraktisin komplikasyon kavramından farklı olduğu belirtilmiş; komplikasyonun, hekimin tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken her şeyi doğru yapmasına rağmen istenmeyen bir sonucun meydana gelmesi olduğu ve komplikasyon iyi ve doğru yönetilmişse hekimin sorumluluğunun doğmayacağı ifade edilmiştir. Komplikasyon ile tıbbi hata arasındaki ayrım ve komplikasyonun yönetimi seride ayrıca ele alınmaktadır. Komplikasyon riskinin hastaya önceden açıklanmamış olmasının sonuçları ise [Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hastanın Rızası](/makaleler/tip-aydinlatma-ve-hasta-rizasi/) başlıklı yazıda anlatılmaktadır.

## 5. İspat

### 5.1. TBK m. 112 ve kusur karinesi

Sözleşmeye aykırılıkta ispat yükü TBK m. 112'ye göre belirlenir:

> **TBK m. 112 (Giderim borcu)**
>
> Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

Hüküm, 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 96'nın karşılığıdır. Haksız fiil sorumluluğunda ise TBK m. 50/1 uyarınca zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Hekimin sorumluluğunun sözleşmeye dayandırılması, bu nedenle ispat bakımından önemlidir.

### 5.2. Hastaya düşen ispat yükü

Hukuk Genel Kurulunun 2.2'de aktarılan kararında, sözleşmeden doğan sorumlulukta kusur yönünden ispat yükünün borçlu aleyhine ters çevrildiği, ancak sözleşmenin ihlali, zarar ve uygun illiyet bağı gibi unsurların ispat yükünün alacaklıda kaldığı belirtilmiştir. Aynı kararda, özen borcunun yerine getirilmediğini ispat yükünün kural olarak vekalet verende olduğu ve bunun için yalnızca başarılı bir sonucun gerçekleşmediğinin ispatının yeterli olmadığı da ifade edilmiştir.

Bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, hastanın en azından tedavinin tıbbi standarda aykırı yürütüldüğünü gösteren olguları, uğradığı zararı ve bu zararın söz konusu davranıştan kaynaklandığını ortaya koyması beklenebilir. Hekim ise ihlal ve illiyet ortaya konulduktan sonra kendisine kusur yüklenemeyeceğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu ayrım, tıbbi kayıtların, epikriz ve hemşire gözlem formlarının, görüntüleme ve tahlil sonuçlarının dosyaya getirilmesi ve bunların bilirkişi tarafından değerlendirilmesi yoluyla somutlaşabilir.

Aydınlatma yükümlülüğü bakımından ise ispat yükünün hekimde olduğu Hukuk Genel Kurulu ve 3. Hukuk Dairesi kararlarında belirtilmiştir; bu konu seride [Aydınlatma Yükümlülüğü ve Hastanın Rızası](/makaleler/tip-aydinlatma-ve-hasta-rizasi/) başlığı altında anlatılmaktadır.

### 5.3. Özet tablo

| Konu | Dayanak | Aktarılan kararlardaki yaklaşım |
|---|---|---|
| İlişkinin niteliği | TBK m. 502 | Vekalet; özel hastanede hastaneye kabul sözleşmesi |
| Borcun konusu | TBK m. 506/2 | Sonuç değil, özenli iş görme |
| Özenin ölçüsü | TBK m. 506/3 | Benzer alanda basiretli vekil |
| Kusurun derecesi | TBK m. 114/1 | Hafif kusur dahil her türlü kusur |
| Kusur oranı | 3. HD, 07.05.2025 | Kusurun bölüştürülmesi kabul edilmemiştir |
| Kusurun ispatı | TBK m. 112 | Kusursuzluğu ispat yükü hekimde |
| İhlal, zarar, illiyet | TMK m. 6; HMK m. 190 | İspat yükü hastada |

**Örnek olay**

A, sırt ağrısı şikayetiyle özel bir hastaneye başvurur. Ortopedi uzmanı B, muayene ve görüntüleme sonrasında kas zorlanması tanısı koyar, ağrı kesici reçete eder ve kontrol önerir. A'nın şikayetleri iki gün sonra artar ve başka bir hastanede yapılan tetkiklerde omurgada ilerlemiş bir enfeksiyon saptanır; A uzun süreli tedavi görür ve kalıcı bir hareket kısıtlılığı oluşur. A, B'nin ve hastanenin ilk başvuruda kan tahlili istemediğini ileri sürerek tazminat davası açar. Bilirkişi raporunda, ilk başvuruda kan tahlili istenmemesinin bir eksiklik olduğu, ancak bu eksikliğin sonuca etkisinin sınırlı olduğu belirtilir.

Bu olayda değerlendirilecek sorular şunlardır: A ile hastane arasında hastaneye kabul sözleşmesi kurulmuş mudur ve hastane B'nin davranışından TBK m. 116 uyarınca sorumlu tutulabilir mi? İlk başvurudaki bulgular karşısında benzer alanda basiretli bir uzmanın tahlil istemesi beklenir miydi? Eksiklik ile kalıcı hareket kısıtlılığı arasında uygun illiyet bağı kurulabilir mi? Eksikliğin "sınırlı etkisi" tazminatın oransal indirilmesine dayanak yapılabilir mi?

2023/457 E. sayılı karardaki yaklaşıma göre, tereddüt doğuran bir durumda araştırma yapılmaması özen borcuna aykırılık olarak değerlendirilebilir. 2024/2150 E. sayılı karardaki yaklaşım çerçevesinde ise özensizlik tespit edildiğinde, bunun zarara katkı payına göre oransal bir kusur indirimi yapılmasının kabul görmemesi ve raporun bu yönden yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Buna karşılık, erken tahlil yapılsaydı dahi sonucun değişmeyeceği tıbben ortaya konulursa, illiyet bağının kurulamadığı gerekçesiyle davanın reddi de ileri sürülebilir. İhlal, zarar ve illiyetin ispat yükü kural olarak A'da, kusursuzluğun ispat yükü ise B'de ve hastanededir.

Bu değerlendirme, aktarılan kararlardaki yaklaşıma dayanan genel bir örnektir; somut uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyanın özelliklerine göre farklı bir sonuca ulaşabilir.

## 6. Sonuç

Hekim ile hasta arasındaki ilişki, aktarılan Yargıtay kararlarında TBK m. 502 vd. hükümlerine tabi bir vekalet ilişkisi olarak nitelendirilmiş; özel hastanelerde ise hasta ile hastane arasında, tıbbi tedavi edimi bakımından vekalet hükümlerine tabi bir hastaneye kabul sözleşmesi kurulduğu kabul edilmiştir. Hekim iyileşme sonucunu değil, bu sonuca yönelik özenli davranışı borçlanır ve TBK m. 506/3 uyarınca özenin ölçüsü, benzer alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin davranışıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin aktarılan kararlarında, hekimin meslek alanındaki hafif kusurlarından da sorumlu olduğu, tereddüt doğuran durumlarda araştırma yapma ve en az riskli yolu seçme yükümlülüğü altında bulunduğu belirtilmiş; 07.05.2025 tarihli kararda zarara katkısı 1/8 olarak gösterilen bir eksiklik üzerinden kusurun bölüştürülmesi kabul edilmemiştir. Hukuk Genel Kurulunun 20.11.2024 tarihli kararında ise kusur bakımından ispat yükünün borçlu aleyhine ters çevrildiği, ancak sözleşmenin ihlali, zarar ve illiyet bağının ispat yükünün alacaklıda kaldığı ifade edilmiştir; bu karar direnme üzerine ve oy çokluğuyla verilmiştir.

Komplikasyon ile kusur arasındaki ayrım, aydınlatma yükümlülüğü, hastane ve kamu kurumlarının sorumluluğu, bilirkişi incelemesi ve zamanaşımı, serinin diğer yazılarının konusudur.

Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.

---

Bu çalışma yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Mevzuat ve içtihatlarda meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle içerik zamanla geçerliliğini yitirebilir. İçeriğin somut olaylara uygulanması veya bu içeriğe dayanılarak alınan kararlar nedeniyle doğabilecek sonuçlardan sorumluluk kabul edilmez.
