# Sigortacının Halefiyeti ve Rücu Hakkı

- Yazar: Av. Ersan Çetin
- Alan: Sigorta ve Tazminat Hukuku
- Yayın: 2026-10-17
- Son güncelleme: 2026-10-17
- Kaynak: https://ersancetin.av.tr/makaleler/sigorta-halefiyet-ve-rucu/

> Tazminatı ödeyen sigortacı, ödediği tutar kadar sigortalısının zarar sorumlusuna karşı haklarına halef olur; zorunlu trafik sigortasında ise sigortacı, zarar görene karşı ileri süremediği sebeplerle ödeme yaptıktan sonra kendi sigortalısına rücu edebilir. İki kurumun farkı, halefiyetin şartları, zamanaşımı tartışması ve teminat dışı ödemelerin durumu Yargıtay kararlarıyla birlikte inceleniyor.

## 1. Giriş

Bir trafik kazasında aracı hasar gören kişinin kasko sigortası varsa, zararını önce kendi sigortacısından alabilir. Ancak zararın asıl sorumlusu, kazaya kusuruyla sebep olan diğer sürücü, aracın işleteni ya da onun trafik sigortacısıdır. Sigorta hukuku bu durumda iki yönlü bir sonuç öngörür: Sigortalı aynı zarar için iki kez tazminat alamaz; zarar sorumlusu da karşı tarafın sigortalı olmasından yararlanarak borcundan kurtulamaz. Bu dengeyi sağlayan kurum, sigortacının halefiyetidir.

Uygulamada "rücu" kelimesi iki farklı durumu anlatmak için kullanılır. Birincisi, sigortacının sigortalısına ödediği tazminatı zarar sorumlusundan istemesidir; bu, halefiyete dayanan rücudur. İkincisi, özellikle zorunlu trafik sigortasında, sigortacının zarar görene ödediği tazminatı kendi sigortalısından geri istemesidir; bunun dayanağı halefiyet değil, Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ve genel şartlardaki özel düzenlemelerdir.

Aşağıda önce halefiyetin kanuni dayanağı ve şartları, ardından halefiyete dayanan davanın niteliği, son olarak zorunlu trafik sigortasında sigortacının sigortalısına rücu hakkı, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1472, 1481, KTK m. 95 ve güncel Yargıtay kararları üzerinden anlatılmaktadır.

## 2. Zarar Sigortalarında Halefiyet

### 2.1. Kanuni düzenleme

Halefiyet, zarar sigortalarına ilişkin genel hükümler arasında düzenlenmiştir:

> **TTK m. 1472 (Halefiyet)**
>
> (1) Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.
> (2) Sigortalı, birinci fıkraya göre sigortacıya geçen haklarını ihlal edici şekilde davranırsa, sigortacıya karşı sorumlu olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur.

Hükümden şu sonuçlar çıkarılabilir:

- Halefiyet kanundan doğar. Sigortacının hakkı devralması için sigortalı ile ayrıca bir temlik sözleşmesi yapılması gerekmez; ödeme ile birlikte hak kendiliğinden geçer.
- Geçen hak, sigortacının ödediği tutarla sınırlıdır. Sigortacı ödediğinden fazlasını zarar sorumlusundan isteyemez.
- Sigortalı zararının bir kısmını sigortadan alamamışsa (ör. muafiyet, eksik sigorta), bu kısım için sorumlulara karşı kendi hakkını korur.
- Sigortalı, sigortacıya geçen hakları zedeleyecek şekilde davranırsa (ör. tazminatı aldıktan sonra zarar sorumlusunu ibra etmesi) sigortacıya karşı sorumlu olabilir.

Kasko sigortası bakımından genel şartlarda ayrıca bir sıra öngörülmüştür. Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.4.3 maddesine göre sigorta şirketi ödediği tazminat tutarınca sigortalıya halef olur ve ödediği tutar için rücu talebini, sigorta limitleri dahilinde, öncelikle ilgili risk için teminat sunan sigorta şirketine yöneltir; ilgiliye karşı sahip olduğu rücu hakkını ise ilgili risk için sigorta teminatının bulunmadığı durumda kullanabilir.

### 2.2. Halefiyetin şartları

Halefiyet için tazminatın ödenmiş olması tek başına yeterli görülmemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, rücu davasının açılabilmesi için gerekli şartları şöyle sıralamıştır:

> **Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/235, K. 2022/1634, T. 01.12.2022**
>
> Halefiyete dayalı olarak rücu davasının açılabilmesi için sigortacı ile sigortalayan arasında geçerli bir sigorta sözleşmesinin varlığı, sigortacının geçerli olan sigorta ilişkisi nedeniyle sigortalayana ödeme yapması, sigortalısının zarar sorumlusuna karşı dava hakkının bulunması gerekmektedir. Bir başka deyişle; 6762 sayılı TTK’nın 1301. maddesi gereğince sigorta şirketi ancak sigorta poliçesi çerçevesinde ödemekle yükümlü olduğu tazminatı ödedikten sonra zarar sorumlularına rücu edebilir. Bunun dışında kalan hâllerde yapılan ödemelerden dolayı sigorta şirketinin poliçe ilişkisine dayanılarak rücu davası açması mümkün değildir.
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Karar mülga 6762 sayılı TTK dönemine ait olmakla birlikte, aynı içerikteki TTK m. 1472 bakımından da yol gösterici olarak değerlendirilebilir. Kararda aranan üç şart şunlardır:

1. **Geçerli bir sigorta sözleşmesi.** Sözleşme kurulmamış, sona ermiş ya da riziko teminat süresi dışında gerçekleşmişse kural olarak halefiyet doğmaz.
2. **Poliçe kapsamında yapılmış bir ödeme.** Sigortacının ödediği tazminat, poliçe ve genel şartlar uyarınca ödemekle yükümlü olduğu bir tazminat olması aranır.
3. **Sigortalının zarar sorumlusuna karşı bir dava hakkı.** Sigortalının zarar sorumlusuna karşı hakkı yoksa, sigortacıya geçecek bir hak da bulunmaz.

### 2.3. Hatır ödemesi ve alacağın temliki

Sigortacı bazen teminat dışında kalan bir zararı, ticari ilişkiyi korumak gibi sebeplerle ödeyebilir. Uygulamada "ex gratia" ya da hatır ödemesi denilen bu durumda, yukarıdaki ikinci şart gerçekleşmediği için Hukuk Genel Kurulu kanuni halefiyetin doğmayacağını belirtmiştir. Aynı kararda Kurul, halefiyet şartları gerçekleşmese bile sigortacının sigortalısından alacağı temlik yoluyla devralmış olması halinde davanın reddedilmeyip genel hükümler çerçevesinde incelenmesi gerektiğini de belirtmiştir. Karardaki olayda olduğu gibi, ödeme sırasında sigortalıdan ibraname ile birlikte temlik beyanı da alındığı görülmektedir.

Kasko sigortasında bu ayrım, aracı sigorta ettirenin izniyle kullanan kişi bakımından önem taşıyabilir. Sigorta ettirenin izniyle aracı kullanan kişinin kusuruyla oluşan hasar kural olarak kasko teminatı içindedir; Hukuk Genel Kurulu da bu kişinin sigorta ettiren karşısında üçüncü kişi olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Kurul, aracın sigortalının rızasıyla kullanıldığı sonucuna varılırsa davanın temlik hükümleri bakımından da reddedilmesi gerektiğini; rıza bulunmadığı sonucuna varılırsa, sigorta sözleşmesi kapsamında rücu imkanı bulunmasa bile temlik hükümlerine göre talep hakkı bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle temlik yolu, aracın sigortalının rızası dışında kullanıldığı hallerde açık kalmaktadır. Kurul, aracın sigortalının rızasıyla kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasını istemiştir.

## 3. Halefiyete Dayanan Davanın Niteliği

### 3.1. Dava, sigortalı ile sorumlu arasındaki ilişkiye tabidir

Sigortacı halefiyet yoluyla yeni bir hak kazanmaz; sigortalının mevcut hakkını, mevcut haliyle devralır. Bu nedenle Yargıtay kararlarında halefiyet davası, sigorta sözleşmesinden doğan bir dava olarak değil, sigortalının zarar sorumlusuna karşı açabileceği tazminat davasının aynısı olarak nitelendirilmektedir.

> **Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26396, K. 2022/9943, T. 12.09.2022**
>
> Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı ilamında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" şeklinde vurgulanmaktadır.
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Bu ilkenin uygulamadaki başlıca sonuçları şunlardır:

- **Görevli mahkeme:** Sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenir. Yukarıdaki kararda sigortalının tacir olmadığı ve davanın haksız fiile dayandığı gözetilerek uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu da bir başka kararında aynı ilkeyi benimseyerek görevli mahkemenin sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay HGK, E. 2019/17, K. 2022/298, T. 10.03.2022).

> **Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/17, K. 2022/298, T. 10.03.2022**
>
> Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. … O hâlde bu tür davalarda görevli mahkeme sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenmelidir. … zararın kaynağı ve talebin dayanağı kira ilişkisinden değil haksız fiilden kaynaklanmakta olup, dolayısıyla anılan davalının bina maliki sıfatı ile sorumluluğu tartışılacaktır.
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

- **Zamanaşımı:** Bu konuda iki görüş bulunmaktadır. Bir görüşe göre sigortacı, sigortalının zarar sorumlusuna karşı tabi olduğu zamanaşımına tabidir. Buna karşılık motorlu araç kazalarında tazminat yükümlüleri arasındaki rücu için KTK m. 109'un son fıkrasında ayrı bir iki yıllık süre öngörülmüştür. Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/855, K. 2020/1001, T. 08.12.2020) ve 4. Hukuk Dairesi (E. 2022/2541, K. 2023/13306, T. 11.12.2023), sırasıyla kasko sigortacısının ve sağlık sigortacısının motorlu araç kazasından doğan, halefiyete dayanan rücu taleplerine oy çokluğuyla bu iki yıllık süreyi uygulamıştır; 4. Hukuk Dairesi kararındaki karşı oyda ise sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenen sürenin uygulanması gerektiği savunulmuştur. Konu [Sigorta Hukukunda Zamanaşımı](/makaleler/sigorta-hukukunda-zamanasimi/) makalesinde ayrıca ele alınmıştır.
- **Savunmalar ve ispat:** Zarar sorumlusu, sigortalıya karşı ileri sürebileceği savunmaları (kusur durumu, müterafik kusur, zararın miktarı) sigortacıya karşı da ileri sürebilir. Sigortacıdan ise ödemenin yapıldığını ve poliçe kapsamında olduğunu ispat etmesi beklenir.

### 3.2. Sorumluluk sigortalarında halefiyet

Kanun, sorumluluk sigortaları için de benzer bir halefiyet hükmü öngörmüştür:

> **TTK m. 1481 (Halefiyet)**
>
> (1) Sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigortalı yerine geçer. Sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel tutarında sigortacıya ait olur.

Sorumluluk sigortasında sigortacı, sigortalısının üçüncü kişiye verdiği zararı öder. Bu zarara sigortalı ile birlikte başka kişiler de sebep olmuşsa (ör. iki aracın birlikte kusurlu olduğu bir kazada), sigortalının diğer sorumlulara karşı sahip olduğu iç ilişkideki rücu hakkı, ödeme tutarında sigortacıya geçer. Örneğin kazaya iki araç birlikte sebep olmuşsa, zarar görene tazminatın tamamını ödeyen trafik sigortacısı, diğer aracın kusuruna düşen kısım için kural olarak o aracın işletenine ya da trafik sigortacısına başvurabilir.

## 4. Zorunlu Trafik Sigortasında Sigortalıya Rücu

### 4.1. Zarar görenin korunması ve rücu

Zorunlu trafik sigortası, işletenin sorumluluğunu teminat altına almanın yanında zarar göreni korumayı da amaçlar. Bu nedenle sigorta sözleşmesinden kaynaklanan bazı savunmalar zarar görene karşı ileri sürülemez; sigortacı önce öder, sonra sigortalısına döner:

> **KTK m. 95 (Tazminatın azaltılması veya kaldırılması sonucunu doğuran haller)**
>
> Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.
> Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir.

Burada söz konusu olan, sigortacının üçüncü kişiden alacağını devralması değil, kendi sigortalısına karşı sözleşmeden doğan bir hakkını kullanmasıdır. Bu nedenle bu tür davalarda sözleşmenin ve genel şartların içeriği ön plana çıkabilir.

### 4.2. Genel şartlarda sayılan rücu sebepleri

Rücu sebepleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında sayılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

> **Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, B.4**
>
> Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebilir.
> Sigortalıya başlıca şu nedenlerle rücu edilir:
> a) Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise,
> …
> c) Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar,

Aynı maddede ehliyetsiz sürücü, ruhsatsız yolcu taşıma veya istiap haddinin aşılması, B.1 maddesindeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında artış olması (B.4/d), aracın çalınmasında veya gasp edilmesinde sigortalının kusuru ve olay yerinin zorunlu haller dışında terk edilmesi ya da kazanın oluş koşullarına ilişkin belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranılması da rücu sebepleri arasında sayılmıştır. Buna göre B.1 ihlaline dayanan rücuda, yükümlülüğün ihlali yanında bu ihlal nedeniyle zarar ve ziyan miktarında bir artış meydana gelmiş olması da aranır. Genel şartlar, sigortacının rücu sebeplerine dayanarak tazminat sürecini geciktiremeyeceğini de ayrıca düzenlemiştir. Genel şartlar zaman içinde değiştiğinden, her olayda kaza tarihinde yürürlükte olan metne bakılması yerinde olur.

### 4.3. İlliyet bağı: alkol örneği

Rücu sebebinin varlığı, tek başına rücu için yeterli görülmemektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin alkol kaynaklı rücu davalarına ilişkin aşağıdaki kararlarında, kazanın alkolün etkisiyle meydana gelip gelmediği, yani rücu sebebi ile zarar arasındaki illiyet bağı aranmıştır. Bir kararda, kusur raporlarında kazaya diğer sürücünün de katkıda bulunduğu anlaşıldığından sigortacının rücu edemeyeceğine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır:

> **Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/9968, K. 2023/528, T. 17.01.2023**
>
> Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmediğinin anlaşılmasına göre, karar usul ve kanuna uygun
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

Bu kararda onanan bölge adliye mahkemesi kararına göre, nörolog bilirkişi raporunda kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiği belirtilmiş; ancak kusur raporlarında sigortalı aracın sürücüsü yüzde seksen beş, diğer sürücü yüzde on beş oranında kusurlu bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesi bu çatışmada kusur raporlarını esas almış ve diğer sürücünün tali kusuru nedeniyle kazanın "münhasıran" alkolün etkisiyle gerçekleşmediğini kabul etmiştir. Bilirkişi kurulunun kazanın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleştiğini tespit ettiği bir başka dosyada ise rücu hakkı kabul edilmiştir:

> **Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/23473, K. 2023/5498, T. 24.04.2023**
>
> Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, kazanın davalının münhasıran alkolün etkisi altında olması nedeniyle gerçekleştiğinin bilirkişi kurulunca tespit edildiği, sigorta şirketinin davalıya rücu hakkının bulunduğu anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
>
> Kaynak: Yargıtay Karar Arama, https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 17.10.2026)

İki karar birlikte değerlendirildiğinde, alkollü araç kullanma iddiasına dayanan rücu davalarında sonucu kusur ve illiyet konusundaki bilirkişi incelemesinin etkilediği görülmektedir. Sigortalı açısından, kazaya karşı tarafın da kusuruyla katkıda bulunduğunu ileri sürmek ve bunu teknik delillerle desteklemek önem taşıyabilir.

**Örnek olay**

A, aracını gece saatlerinde yasal sınırın üzerinde alkollü olarak kullanırken bir kavşakta B'nin aracıyla çarpışır. B yaralanır; A'nın trafik sigortacısı B'ye tazminat öder ve ödediği tutarı A'dan rücuen istemek için icra takibi başlatır. A takibe itiraz eder.

Yargılamada alınan kusur raporunda A asli kusurlu, B ise kavşağa hızını azaltmadan girdiği için tali kusurlu bulunur. Bu durumda tartışma, kazanın yalnızca alkolün etkisiyle mi meydana geldiği, yoksa B'nin kusurunun da sonuca katkıda bulunup bulunmadığı noktasında yoğunlaşır. Yukarıdaki kararlar ışığında, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleştiğinin ispatlanamaması halinde sigortacının alkol sebebine dayanan rücu talebinin reddedilmesi ihtimali bulunmaktadır.

B'nin tali kusuru ise, hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri teminat dışında olduğundan, A'nın sigortacısının B'ye ödeyeceği tazminatta kusur oranına göre dikkate alınır (KTK m. 92/g; Genel Şartlar A.6/b).

Bu değerlendirme, aktarılan kararlardaki yaklaşıma dayanan genel bir örnektir; somut uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyanın özelliklerine göre farklı bir sonuca ulaşabilir.

## 5. Halefiyet ve Sigortalıya Rücu: Karşılaştırma

| | Halefiyete dayanan rücu | Sigortalıya rücu (KTK m. 95) |
| --- | --- | --- |
| **Kime karşı** | Zarar sorumlusu (üçüncü kişi) ve onun sigortacısı | Sigortacının kendi sigortalısı / sigorta ettiren |
| **Dayanak** | TTK m. 1472, 1481 | KTK m. 95, genel şartlar B.4 |
| **Hakkın kaynağı** | Sigortalıdan devralınan tazminat hakkı | Sigorta sözleşmesi ve genel şartlar |
| **Sınır** | Ödenen tazminat tutarı | Tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabilecek oran |
| **Uygulanan kurallar** | Sigortalı ile sorumlu arasındaki ilişkinin kuralları | Sözleşme hükümleri, rücu sebebi ve illiyet bağı |

## 6. Sonuç

Halefiyet, sigortalının iki kez tazminat almasını ve zarar sorumlusunun sigorta sayesinde sorumluluktan kurtulmasını önleyen bir kurumdur. TTK m. 1472 uyarınca tazminatı ödeyen sigortacı, ödediği tutar kadar sigortalısının yerine geçer. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında bunun için geçerli bir sigorta sözleşmesi, poliçe kapsamında yapılmış bir ödeme ve sigortalının zarar sorumlusuna karşı bir dava hakkı bulunmasını aramıştır; Kurula göre teminat dışı bir ödeme halefiyet doğurmaz, ancak temlik gibi başka bir hukuki dayanak varsa dava genel hükümlere göre incelenebilir. Kasko sigortasında araç sigortalının rızasıyla kullanılmışsa ise Kurul, davanın temlik yoluyla da reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Halefiyete dayanan dava, sigortalının açabileceği davanın aynısı sayıldığından görev ve ispat kuralları kural olarak sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenmektedir. Motorlu araç kazalarında zamanaşımı bakımından ise Hukuk Genel Kurulu ve 4. Hukuk Dairesi, oy çokluğuyla, KTK m. 109'un son fıkrasındaki iki yıllık süreyi uygulamıştır. Zorunlu trafik sigortasında ise sigortacı, sözleşmeden doğan savunmalarını zarar görene karşı ileri süremez; ödemeyi yaptıktan sonra KTK m. 95 ve genel şartlardaki sebeplere dayanarak sigortalısına rücu edebilir. Yazıda anılan kararlarda rücu sebebinin varlığı yanında bu sebep ile kaza arasındaki illiyet bağının da incelendiği ve kusur raporlarının sonuca etki ettiği görülmektedir.

Bu yazıdaki açıklamalar, yayın tarihinde yürürlükte olan mevzuata ve aktarılan Yargıtay kararlarına dayanmaktadır. Yargıtay içtihadı zaman içinde değişebilir; aynı konuda farklı daire kararları veya karşı oylar bulunabilir. Somut bir uyuşmazlıkta mahkeme veya hakem heyeti, dosyadaki delillere ve olayın özelliklerine göre bu yazıda aktarılan yaklaşımdan farklı bir sonuca ulaşabilir.

---

Bu çalışma yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Mevzuat ve içtihatlarda meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle içerik zamanla geçerliliğini yitirebilir. İçeriğin somut olaylara uygulanması veya bu içeriğe dayanılarak alınan kararlar nedeniyle doğabilecek sonuçlardan sorumluluk kabul edilmez.
